gaziantep escort bedava bahis

Açlık ve kuraklık olguları ile zihnimizde yer edinen Afrika son yıllarda büyük sermaye savaşlarının merkezi haline geldi. Çin’in Afrika’daki Hedasi Barajı hamlesi büyük güçlerin burada bir çekişme içinde olduklarını apaçık ortaya çıkardı. “Afrika’da neler oluyor?” sorusunun cevabını almak için Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi’nde (AKEM) Koordinatör Yardımcısı olan ve Afrika alanında çalışmalar yapan Osman Kağan Yücel ile konuştuk


 Osman Kağan Yücel

-Neden Afrika?

-Afrika ülkeleri bağımsızlıklarına kavuşup sosyal ve siyasi açıdan istikrar sağlamaya başladıktan sonra 1980’li yıllarda özellikle batı basınında Afrika için “umutsuz kıta” tanımlamaları yapıldı. Bilinçli yapılmış bir algı çalışmasıydı bu. 2000’li yılların başında ise basında “yükselen kıta”, “yükselen yıldız” gibi daha değişik ifadeler çıkmaya başladı. Peki, neden yükselen kıta? Bize bu zamana kadar anlatılan şey Afrika’nın kaynaklarının sömürüldüğü ve tüketildiğiydi. Aslında tam olarak böyle değil. Doğal kaynaklar tam olarak sömürülemedi. Dünyada artık kaynaklar tükendi. Petrol sonrası dönem konuşuluyor şu anda. Afrika’da ise Gine Körfezi’nde, Sahel Bölgesi’nde, Akdeniz sahillerinde doğalgaz, petrol, nikel, kobalt ve özellikle Nijer’de uranyum gibi kaynakların çıkmasıyla Afrika dünya gündemine oturdu. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler bu kıtaya daha da fazla yoğunlaşmaya başladılar. Neden Afrika? Çünkü bu kıta dünyanın en fazla doğal kaynak rezervine sahip bölgelerinden biri ve hala bakir. Çıkarılmamış çok kaynak var. İnsan kaynağı da çok önemli. Şu anda yaklaşık 1,2 milyar nüfusa sahip olan kıtanın 2100 yılında 2,8 milyara çıkacağı öngörülüyor. Daha da önemlisi eğitimli nüfusu da gittikçe artıyor. Bütün bunlar “Neden Afrika?” sorusuna verilecek cevaplar.

“Şu anda yaklaşık 1,2 milyar nüfusa sahip olan kıtanın 2100 yılında 2,8 milyara çıkacağı öngörülüyor”


-Eğitim oranı arttıkça beyin göçü veriyor mu peki?

-Evet veriyor ama bu Afrika’yı değersizleştirecek bir sayı değil. Amerika’daki ve Avrupa’daki hastanelerde, üniversitelerde veya özel kurumlarda birçok Afrikalı görmek de mümkün elbette ancak Afrika insanında “ben ülkeme dönüp oranın kalkınmasına yardım edeceğim” fikri daha ağır basıyor. Biz buradaki Afrikalı öğrencilerde de bunu görüyoruz. Mesela Amerika’da yaşayan Afro-Amerikalılarda yeni bir akım başladı. Artık kendi izlerini Afrika’da bulan bu insanların küçük bir kısmı kıtaya dönmeye başladılar. Afrika ekonomik olarak büyümeye devam ettiği takdirde yurt dışında yaşayan diğer Afrikalıların da belki bunu yaptıklarını göreceğiz. Afrika refah ve kalkınmanın kıtası olacak.

-Refahın arttığı söyleniyor ancak ciddi bir su sıkıntısı var. Bunu tetikleyen sebepler nasıl ortaya çıktı?

-Afrika’daki bu sıkıntıların sebebi, Berlin Konferansı’nda (1884-1885) Afrika’daki sınırların belirlenmesi sonrası bölgenin doğal ve tarihi sınırlarını kaybetmesi oldu. Doğal ticaret sınırları da ortadan kalktı. Kıta, kendi içine kapalı kolonyal devletlerin hâkim olduğu bir alan içinde sıkışıp kaldı.  Afrika’da kolonyalizm sürecinin bitip ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmeleri sonrasında ise bu sınırlar bugüne miras kaldı ve büyük sorunlara yol açtı. Başlıca sıkıntı da su oldu. Örneğin Nil Nehri bugün 11 ülkenin, dolayısıyla 400 milyon insanın paylaştığı bir nehir. Buradaki sıkıntı ise Afrika’nın kolonyalizm sürecinden miras kaldı. Şu an Nijer Nehri en az 3–4 ülke arasında paylaşılıyor. Çad Gölü 4 ülkenin havzasında bulunuyor. Sanayileşmenin artmasıyla birlikte bölge ülkeleri sudan daha fazla yararlanma yarışına girdiler. Nil’e kıyısı olan Etiyopya Hedasi Barajı’nı tamamlamaya çalışıyor. 1–2 seneye biteceği öngörülüyor. Mısır da Nil’den yararlanacağı su miktarı azalacağı için büyük rahatsızlık duyuyor. Sudan ise Etiyopya ve Mısır arasında bir denge kurmuş durumda. 

-Peki, bölgedeki diğer ülkeler su kriziyle baş etmek için bir çözüm arayışına giriyorlar mı?

-Afrika’daki ülkeler iyi bir su yönetimi sergileyemiyorlar. Suyun en iyi ve en eşit şekilde paylaşılması gerekiyor. Bu süreç “water governance” olarak tanımlanıyor. Kaynak var ama su yönetimi yok.  Suya hâkim olan bölgelerin sanayinin ve nüfusun artması sonucu aşırı tüketim içine girmesi başka bölgelerde kuraklığa sebep oluyor. Afrika’da su sıkıntısı yok, su yönetimi sıkıntısı var.

-Yer altı suları ne durumda?

-Yapılan son çalışmalar Sahra altı Afrika’da yer altı sularının yer üstü sularından daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Bu çok yeni bir alan ve daha fazla çalışılması lazım. Bu meseleye çözüm bulunması teknolojinin gelişmesine ve ülkelerin gösterecekleri iradeye bağlı. Yapılan araştırmalar yer altı sularının verimli kullanımının Afrika’nın su sorunun bitmesi anlamına geldiğini söylüyor. 


-Etiyopya’nın Hedasi Barajı’na Çin’in mali destek vermesi nasıl yorumlanabilir?

-Çin Afrika’da madencilik ve inşaat alanlarında oldukça etkili. Nil Nehri havzasında sadece Hedasi Barajı değil, Kongo, Uganda, Kenya hatta Tanzanya gibi ülkelerde Çin tarafından fonlanan ya da Çin’in müteahhitliğini üstlendiği barajlar mevcut. Yapımı devam eden barajlar da var. Çin burada borçlandırma politikasını uyguluyor. Borç veriyor. Ülke bunu ödeyemiyor. Kenya, Çin’e borcunu ödeyemediği için bir limanına Çin tarafından el konulmak üzere şu anda. Buna borçlandırma politikası deniyor: Borca karşılık belli bir bölgeye el koyma. 

 
Etiyopya ve Çin heyetleri

-2006 yılında Hedasi Barajı için Dünya Bankası’na ve Afrika Kalkınma Bankası’na başvuran Etiyopya’nın talepleri reddediliyor ve Çin bu noktada devreye girip projeyi üstleniyor. Nasıl bir sermaye mücadelesi bu? 

-Dünya Bankası ve Afrika Kalkınma Bankası Mısır’ın baskıları nedeniyle bu projeyi fonlamadı. Mısır, Nil Nehri’ne milli güvenlik meselesi olarak bakıyor. Enver Sedat, Hüsnü Mübarek ve Muhammed Mursi döneminde askeri seçenekler dahi konuşuldu. Bu sebeple kuruluşlara baskı yapıldı. O noktada da Çin devreye girdi ve projeyi fonladı. Nil Havzası’nda çok büyük bir Çin etkisi var. Yapılan barajların yüzde 75’inden fazlasını ya Çin fonluyordur ya da müteahhitliğini üstlenmiştir.  

Çin’in desteklediği Hedasi Barajı Mısır ve Etiyopya arasında gerilimlere sebep oluyor

Yapımı devam eden Hedasi Barajı

-Yazılarınızda bahsettiğiniz hidro-diplomasi de sanırım bu olaylar zincirlerini işaret eden bir kavram

-Su kaynaklarının paylaşılması adına ortaya çıkan bir diplomasi diyebiliriz. Yani su diplomasisi olarak da tanımlanabilir. 1929 ve 1959 yıllarında Nil Nehri’nin paylaşımı için yapılan anlaşmalar hidro-diplomasinin örnekleridir. 1929 anlaşmasıyla su paylaşımındaki aslan payı Mısır ve Sudan’a verildi. Nil Nehri’nin yüzde 85’inden fazla suyu Etiyopya’nın Tana Gölü’nden akmakta. Su diplomasisinin en etkin yürütüldüğü yer işte bu Nil Havzası. Su için de savaş çıkmayacağına göre en önemli şey bu durumda diplomasi oluyor. 

-Rusya’nın Afrika’ya karşı duruşu nasıl peki?

-Son Rusya-Afrika zirvesinde Rusya Devlet Başkanı Putin, SSCB zamanında devlete borçlanan Afrika ülkelerinin borçlarını silme teklifinde bulundu. Buna karşılık Afrika ülkelerinin Rusya’dan silah satın almalarını şart koştu. Yani Rusya: “Silah alacaksan benden al” dedi. Örneğin Nijer, Sahel Bölgesi’ndeki terörizmle mücadele kapsamında Rusya’ya helikopter siparişi verdi.

 
23-24 Ekim tarihlerinde Soçi’de gerçekleştirilen Rusya-Afrika zirvesinden bir kare

-Türkiye’nin Afrika politikası nasıl şekillenmeli gelecek için?

-Türkiye, Afrika politikasında özellikle sağlık, tarım ve baraj inşaatları alanında iş birliği yapabilir. Sağlık turizmi alanında da Afrika ile iyi ilişkiler kurulabilir. Sadece sağlık için Afrika’dan Amerika’ya ve Hindistan’a 1 milyon kişinin gittiği söyleniyor. Türkiye bu rakamı daha iyi sağlık hizmeti vererek kendine çekmeye çalışabilir. Afrika’dan Türkiye’ye gelen birçok öğrenci de var. Bu kişiler ülkelerine döndüklerinde bizimle ilişkilerini sürdüreceklerdir. Afrika çok güzel bir kıta. Açlık, kuraklık ve benzeri olgularla yaratılan olumsuz algıyı kırmaya çalışıyoruz. Afrika şu anki ilerleme hızıyla devam ederse bugün Avrupa ülkelerinden vize almakta zorlandığımız gibi 30-40 yıl sonra Afrika ülkelerinden de aynı şekilde vize almakta zorlanabiliriz. Su yönetimi ve enerji yönetimini doğru yönetirlerse ekonomik kalkınmaları çok hızlı yol alabilir.

-Afrika’nın ilk akıllı telefon üretiminden bahsedildi sanırım

-Evet. Ruanda bunu yaptı. Şu anda Silikon Vadisi’ni kuruyorlar. Ruandayı Afrika’nın Silikon Vadisi haline getirmeyi amaçlıyorlar. Kolonyal yönetimler tarafından oluşturulan Hutular ve Tutsiler çatışmasıyla dünya burayı tanımıştı. 1 milyon kişi katledilmişti. Bu Ruanda şu an telefon üretiyor ve teknoloji üssü olmak üzere. Bu bakımdan çok önemli bir noktada olduğunu söyleyebiliriz.  

 
Ruanda’da üretilen ilk akıllı telefon

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5