Son zamanlarda ne de çok değişti şu ilişki meseleleri, sevme biçimi renk değiştirdi, bu göz alıcı ilişki yaşama tarzları yeni kuşaklarında insan ilişkilerini ve iletişim biçimlerini de şekillendirir oldu. Tabi ebevenlik tutumları da bu yönde evrildi aynı zamanda değişen anne babalıklarda bu davranışın gelişmesini sağladı. 

İnsanlar arasındaki duygusal bağların koptuğu, yerini çıkarsal bağların aldığı günümüzde; gelenekselliğin yıkılış, bireyciliğin yükseliş dönemi ile birlikte insan ilişkilerimizde zarar görmeye başladı.

İnsan türü ötekinin varlığı ile varolabilen, diğerlerinin kabulu ile kendini tanımlayabilen sosyal bir tür. Bu türün bireyci bencilliğinin yükselişi, ben egosunun fazlasıyla beslendiği çocuklar yetiştiren ‘kendilerinin herşeyleri kısıtlanmış bireylerin ebeveyn olması’ süreci ile başladı.

Bu ebeveynlerin çocukları bugün onsekizini devirdi ve istedikleri yaşam formunda uzun süreli bir diğerine yer yok. Yalnız yaşama ve tek başınalık hali moda artık. 

Hoş zaten kısa süreli olsa bile sağlıklı flört ya da sürdürülebilir partnerlik hali yok!

Ancak; her ne kadar moda olan yalnız olma hali olsa bile, ara sıra da olsa hayatlarına renk katabilecek arkadaşlıklar, partnerler arama girişiminde bulunabiliyorlar. Sonuçta insan diğerleriyle var olabiliyor demiştik. Bu noktada başka bir trend devreye giriyor. Bu arkadaşlık arayışını; sosyal medya da partner bulma kurumu misali çalışan sosyal mecralar. 

Evlendirme programları ile hayat arkadaşı arayışına giren bireyler misali bu ıssız bireyler bugün sosyal mecraların sağladığı; kendine, evine yakın olandan seçilen partnerlerle; günlük, anlık, sağa kaydırarak seçme seçilme işlemlerinin yapıldığı aşkımsı halleri paylaşmakta.

Bu evrilme nasıl oldu? İnsanlar neden sevebilmenin türlerinden kaçınır oldu ya da neden kendi bölgemden yakınımdan olsun ama çok da hayatıma dâhil olmasın demeye başladılar. Tahammülü mü kalmadı yoksa yalnız olma hali diğer bütün hallerin ötesinde bir mutluluk mu barındırıyor içinde?

Kavuşamamanın aşk olmasından tinder aşklarına gelen günümüz dünyasında bireylerin yanlızlık modasının gerçek yüzünde yine kendilik hallerini korumak, terkedilme korkuları ve bağlılığa ve bağlanmaya dair kaygıları olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Tabi üreme teknolojilerinin gelişmesi cinselliğin özgürleşmesine, modern gebelikten korunma yöntemleri cinselliğin çocuk üretiminden kopmasına sebep oldu. Bu kopuş ile özgür cinsellikler ve aşksız cinselliklere kapı açtı. Bu cinsellikler belirli tahakkümler çerçevesinde özgürleşen, ancak başka bir tür köleliğe yol açtığında özgürleşebilen bir durum haline geldi. Tüketim köleliğine; önce benin tüketimi sonra aşkın ve cinselliğin tüketildiği bambaşka bir kölelik haline…

Sevmek ve sevebilmenin tüketim köleliğne alet olduğu modernize aşkımsı yaşantılara inat Erich Fromm’un ‘Sevmek sanat mıdır? Eğer öyleyse bilgiye ve çabaya gereksinimi vardır’ sözleri aklıma geliyor Sevme Sanatı’ndan. Fromm’a göre günümüzde sevmek taa derinlerde hissedilse bile öbür şeyler başarı, ün, para, güç gibi sevgiden önemli sayılır.

Önemli sayılır çünkü yalnız olma halinin korunması gerekliliğini farz sayan ıssız adamlar ve kadınlar için, duvarlarını içi boş entelektüel bilgiyle örmek sevginin ötesinde kendi terkedilme kaygılarına iyi gelir. Bir başkasının hayatına dâhil olma korkularını ancak güçlü bir bilge egoyla örtebilirler böylece duygular koruma altına alınarak sorumluluktan yoksun, fiziksel haz odaklı yanlızlıklarıyla kandırmaca bir oyun içinde sanal mutluluklar geliştirirler. 

Ancak bilinen bir gerçek var ki; sevebilme halinin var olabilmesinin ön koşulu; göz göze dinleyebilmekten, dokunabilmekten ve tutku ile çevrilmiş bir bağlılıktan geçer. Erich Fromm sevme sanatında ne de güzel anlatmış; ‘Bir insan bir başkasına ne verir? Kendisinden verir. Sahip olduğu en değerli şeyden verir. Bu o kişinin yaşamını diğer insan için feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur. Sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden içinde canlı olan herşeyden. Ve bazen birşeyler vermek için bir bakış bile yetebilir.’

Sevebilmeyi öğrenebilmek için önce kendiliğinden kaçmayan ve beni kabul eden bireyler olmayı başarabilmek mesele bence. Tabi aile ve sosyal çevrenin desteği çok mühim. Hangi hayat yolunun düze çıktığı görülmüş ki? Hiç! Eğer bu devinimsel yolda, engebeli yollar olmasa nasıl gelişir bir dünya. Korku dolu sevebilme hali için belki de cesaret etmek gerek. Ne dersiniz? 

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5