Her gün yeni birkaç çarpıcı haber duyuyoruz. Pek çok ülkede bir ayda görülmeyen haberler bizde bir güne sığıyor genellikle. Gündem o kadar yoğun ve hızlı akıyor ki bazen takip etmekte bazen de sonucunun ne olduğunu hatırlamakta güçlük çekiyoruz. Sınırlarımızda yaşananlar için üzüntü ve endişe duyarken bir yandan Elazığ’daki deprem ile bir yandan çığ altında kalanlar ile kahroluyoruz.

Yerleşim yerleri nasıl belirleniyor hiç düşündünüz mü?

İnsanlar yerleşik hayata tarımsal üretime geçişle günümüzden yaklaşık on bin yıl önce başlamışlar. Bu nedenle de ilk yerleşim yerleri tarıma uygun ve içme suyu kaynaklarına yakın yerler olarak seçilmiş. Mezopotamya, Nil nehri kıyıları, Ganj ve İndus nehri kıyıları gibi nehir kenarları olmuş. Yaptıkları kulübelerle vahşi hayvanlardan, diğer insanlardan ve doğanın zor koşullarından korunmaya çalışmışlar. Zamanla gelişme sağlandıkça kanallarla suyun başka bölgelere taşınmasıyla yerleşim yerleri genişlemiş. Daha sonra göçler olsa da Atalarımız geldikleri yerlerin koşullarına benzeyen bölgelere yerleşmişler ama günümüzde nasıl? Boş bulduğumuz veya çevresini beğendiğimiz yerlere aklımıza estiği gibi yerleşebilir miyiz? Bu yüzyılda, hayır!

İster yeni yerleşim yeri olsun ister yenilenen bir bölge olsun, öncelikle doğal ve beşeri yönden fizibilite çalışmaları yapılmalıdır. Yerleşime uygun bölgeler tarıma elverişli, yer altı zenginliğine sahip olan veya endüstriyel olarak gelişen bölgelerdir. Teknoloji ve bilimin bu kadar geliştiği çağımızda öncelikle toprağın altı iyice incelerek sağlamlık ve sağlıklı yerleşime uygunluk araştırılmalı daha sonra su kaynaklarına yakınlığı, dağların denizlerin konumu, çevresel ve yaşamsal faktörleri göz önüne alarak çalışmalar tamamlanmalıdır. Böylece bir taraftan halk geçimini daha kolaylıkla sağlarken diğer taraftan evlerini tabanı sağlam bölgelerde inşa eder; maden ocaklarının altını boşaltacağı alana yapmamış olur. Ulaşımı kolay olan ve gelişmeye uygun bölgeler de yerleşime uygundur. Beşeri olarak baktığımızda özellikle kırsaldan kente göç veya çeşitli nedenlerle büyük kentlere göç durumunda sosyo-kültürel çevrenin ve sosyo-ekonomik yapının en önemli faktörler olduğu aşikardır. Yeni gelenler kendi kültürlerine ve ekonomik durumlarına yakın gördükleri kişilerin yaşadığı bölgeleri tercih ederler. Kaldı ki yaşam şartları da ekonomik durumla direkt ilgilidir.

Diğer taraftan, Kutup bölgeleri sıcaklık çok düşük olduğundan yerleşime uygun değildir. Büyük alanlar kapladığı halde sıcaklığın çok yüksek, yağışın çok az olduğu çöller yerleşime uygun değildir. Kimse Sahra çölünde yaşamak istemez. Amazon gibi gür ve sık ormanlarla kaplı alanlar da yerleşime uygun değildir. Dağlık alanlar özellikle yüksek bölgeler ve zirveler de sıcaklık ve oksijen seviyesi nedeniyle yerleşime uygun değildir. Himalayalar’ın zirveye yakın bölgelerinde yaşayan birini gören dağcı var mıdır mesela? Bu bakış açısıyla bakarsak, yerleşim yerleri Kuzey yarıkürede karalar daha geniş olduğu için daha fazladır. Teknoloji gelişerek dünyada deprem fay hatları haritası çıkarıldığında California, Mexico City, Türkiye’de İstanbul dahil özellikle Doğu Anadolu’daki birçok yerleşim yerinin bu hatların üzerinde olduğu ortaya çıkmıştır. Taşınabilen veya depremde büyük zararlar gören yerleşim birimleri Mexico City örneğinde olduğu gibi taşınırken diğerlerine zararı minimize edecek çözümler bulunmaya çalışılıyor.

Depremde yıkılan yere aynı binayı yaparsanız bir sonraki depremde yıkılması kaçınılmaz. Dere yatağına yapıldığı için sel veya taşma ile yıkılan evin yerine aynısını yaparsanız sonuç farklı olmayacaktır. Deprem kuşağında olduğumuz gerçeğini kabul edip yerleşim yerlerinin fay hatlarına göre belirlenmesini beklemek çok mu dahiyane? Dere yataklarına bina yapmaktan ne zaman vaz geçeceğiz? Depremde yıkılan yerlerde 8-10 katlı binalar yapmak isteği nasıl bir cesarettir? O apartmanlar yapılsa içinde oturmak nasıl bir cesaret ister?

İklim değişikliği sonucunda artık ülkemizde de aşırı yağışlar oluyor. Metrekareye düşen kilolarca yağış sonucunda oluşan seller evleri, arabaları, ağaçları yerinden söküp götürüyor. Dere yatağına yapılan binalar sel ile yıkıldığında kabahat kimin?

Küresel ısınma ile eriyen buzullar sonucunda denizlerin yıllar içinde yükseleceği uzmanlar tarafından hesaplandı. Yeni yerleşim yerleri için deniz kenarına sıfır yere ev konduranlar ne vadede oturabilecekler?

Doğaya karşı gelirseniz bir süreliğine yenmiş hissedebilirsiniz kendinizi ama önünde sonunda doğa kazanır. Tarih örnekleriyle doludur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5