Öne Çıkanlar atasehir Tokyo Dolmabahçe moda Nevşehir

Dâhiler Enstitüsü Türkiye’nin dâhilerini yetiştirecek
banner17

Türkiye’de, Wechscler 156+ IQ olarak tanımlanan dâhi çocuklara 10 binde 500 kişinin 1’inde rastlanıyor. Dünyadaki örneklerine bakıldığında dâhi çocuklar uygun eğitimi aldıklarında dünyayı değiştirecek buluşlara imza atabiliyor.

Türkiye’de dâhi çocuklar konusunda araştırmalar yapan ve kendisi de üstün zekalı bir çocukken zorluklar yaşamış olan Bilge Kaan Kezer, dâhi çocukların kendilerine uygun eğitim aldıklarında insanlık için çok büyük buluşlara imza atacağını vurguluyor. Üstün zekalı ya da dâhilerin beyin işleyişlerinin farklı olduğunu belirten Kezer, “Dâhi çocuklar normal sistem içerisinde üretken potansiyellerini gösteremezler. Bu nedenle onlar için kurgulanan sistemin, yine onlar gibiler tarafından kurgulanmış olması fayda sağlar. Oysa bahsi geçen çocukların beyin işleyişleri 10 yaşlarından itibaren standart eğitim sisteminin içinde normalleşmekte, üretim sürecine ulaşamamaktadırlar. Kendilerine özgü, esnek olabildikleri bir programa dahil olduklarında ise çok yüksek değerde yaratıcı fikirler ortaya çıkarmaktadırlar” diyor.

Normal eğitim alan dâhi çocuk, sosyopati belirtileri gösteriyor

Türkiye’de dâhi çocukların yeni buluşlar yaratmasının önünde “kaynaştırma” yöntemi engeli bulunduğuna dikkat çeken Bilge Kaan Kezer, sistemi şöyle anlatıyor: “Üstün zekalı demek erken yaşlarda kompleks akademik materyali anlayabilir demek, dâhi olduğunda alternatif geliştirebilir demektir. Örneğin, 160 IQ’lu (Dâhi) bir çocuk Amerika’da 14 yaşında kendi garajında füzyon reaktörü yaptı. Oysa Türkiye’de dâhi çocuklar normal çocuklarla aynı okullara gönderiliyor. Ülkemizde çocukların eğitilmelerinde başlıca stratejiler zenginleştirme ve kaynaştırma. Destek odaları ve BİLSEM gibi kurumlarla çocuklara ek müfredat sunuluyor.  Dolayısıyla üstün zekalılar normal okullarda "normalleştirilme" sürecine giriyor ve bunun sonucunda zekalarını kısa yoldan herkesin yaptığını yaparak normal görünmek için, insanları manipüle etmek için vs. kullanıyorlar ve birçoğu da sosyopati belirtileri geliştiriyor.”

Üstün zekalı çocukların eğitmenleri de üstün zekalı olmalı!

Çocukların sosyopati geliştirmelerinin temel nedeni, üstün zekalı / dâhilerin beyin işleyişi ve bilgi işleyişinin farklı olması. Bilgiyi düzensiz işliyorlar ve gelişim süreçleri, normal insanların bilgilenme-bilgi üretme süreçleriyle aynı değil. Bu yüzden ayrı eğitim almaları aslında bir zorunluluk ve eğitmenlerinin de üstün zekalı olması gerekiyor!

Bir diğer nokta da bu çocuklara konuyu değil konuda nasıl düşünecekleri öğretilmesi gerekiyor. Mesela Calculus (ileri matematik) çocuğa verilip, nasıl çalışması ve öğrenmesi gerektiği anlatılıp, çocuğun kendisi bitirmesi, soruları olursa yardım alması gerekiyor. Bizde ise ödül / ceza sistemi ve sonuç almaya yönelik aşırı basit ve tekrara dayanan bir eğitim var. Bu noktada çocuk "hile yapmaya" alışıyor ve o yüzden üstün zekalı ve daha üstü IQ’ya sahip çocukların üniversiteden itibaren başarısı gittikçe azalıyor.”

Mevcut sistemde yeteneklerini kaybeden üstün zekalılar, bu yeteneklerini zor olsa da yeniden kazanabiliyorlar. Kaan Kezer, bunun nasıl mümkün olduğu konusuyla ilgili şu bilgileri paylaşıyor: “Bireye üretebileceği ve bunun karşılığını görebileceği bir ortam sunulması, bazı yeteneklerini geliştirmesi gerekiyor. Çoğu üstün zekalı çocuk çoktan bıkmış, pes etmiş oluyor bu yaşa kadar. 10 yaşında tamamen pes etmiş çok çocuk gördüm mesela sistemde. Bizim hedeflediğimiz 156+ öğrenciler, yani dâhiler (156+'nın tanımı eğer uygun imkanı bulursa dünyayı değiştirecek buluşlar yapan çocuklardır) 10 bin 500 çocukta 1 doğuyor.  Yılda yaklaşık 130 kişi diyebiliriz.”

Kendisi de üstün zekalı bir çocuk olarak eğitim sistemindeki zorlukları birebir yaşayan Bilge Kaan Kezer’in üstün zekalı çocuklar için geliştirdiği eğitim projesi Dâhiler Enstitüsü ile toplamda 240 çocuk ve 40 kadar yetişkine ulaşılacak. Şu anda projenin sponsor bulma aşamasında olduğunu belirten Kezer, sponsorlardan beklentilerini şöyle açıklıyor: “Vizyoner iş adamlarıyla işbirliği, bir vakıf oluşturulması ya da güçlü bir vakfın projenin partneri olması, eğitimden ziyade sanayi ve teknoloji bakanlığı ya da kalkınma ajansı gibi bir gücün bir think-tank olarak görüp enstitünün vakıf halinde kurulması için gerekli bütçeyi sağlaması, ekonomi bakanlığının buradaki geliştirme süreçleri için tekno kentler gibi bir takım ayrıcalıklar tanıması gerekiyor.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5