Öne Çıkanlar Trabzon dünya Bursa saat food istanbul

Az tüket, çok deneyimle!..
banner17
DOLABINIZDA giymediğiniz kaç tane elbiseniz var? Lazım olur, kullanırım diye atmadığınız ne kadar eşyanız var? Evinizdeki ve yaşamanızdaki bütün kalabalıklardan kurtulmak mı istiyorsunuz, yoksa reklamlara direnemeyip alışverişe devam mı ediyorsunuz? Bu soruların cevapları içinizi daraltıyorsa sizi sadeleşmeye davet eden minimalist tüketim hakkındaki bu haberimizi okumaya davet edelim. Hayatınızdan memnunsanız bir sonraki habere geçebilirsiniz…
Minimalist tüketim ve yaşam felsefesini, her anlamda sade yaşamaya odaklanma olarak özetlemek mümkün. Minimal tüketici ise, ihtiyacı kadar faydaya sahip olmakla yetinen kişi olarak tanımlanabilir. Minimalizm, 1960’lı yıllarda ortaya çıkan modern sanat, müzik, edebiyat, mimari ve şimdilerde de pazarlamada öne çıkan bir akım. İnsanların daha bilinçli ve daha az tüketip, hayatlarının her alanında sadeleşmeye gitmesini öneriyor. Bugün kavram tüketim ve pazarlamaya kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Tüketim çemberinden çıkmak isteyen insanların çareyi sadeleşmeyle bulmaları minimalizmi yeniden gündeme taşıdı.
 
“TÜKETİCİ TERCİHLERİ DEĞİŞİYOR”
Minimal tüketim veya sadeleşme hiç tüketmemek hiçbir şey satın almamak anlamına gelmiyor. Tüketiciler bilinçli hale gelerek gerçekten ihtiyacı olan ürünleri alıyor ve gerekirse satın alma yerine kiralama yoluyla ihtiyaçlarını karşılıyor. Bir diğer minimal tüketici davranışı da on tane ucuz yerine üç tane kaliteli almak yönünde oluyor. İşin uzmanları minimal tüketimi kişinin kendi değerini ortaya çıkaran az ama öz diye özetlenebilecek bir tüketim biçimi olarak tanımlıyor.
Okan üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Batı, zamanında şekilciliği merkeze alan minimalizmin yavaş ve kararlı bir şekilde yükselen bir trend olduğunu söylüyor. Minimalist tüketimin yaygınlaşmasına Batı dünyasının halen temkinli yaklaştığını söyleyen Batı, “Minimal anlayışa göre ‘az, çoktur’. Y kuşağının bu pazarlama anlayışını benimseyerek bir trend olarak yansıtmakta olduğu görülüyor. Dünyanın kaynak kullanımını ve gelecek tasarımlarını düşündüğümüzde ‘minimalist tüketim retoriğinin’ çalışmasını ve güçlenmesini bekliyoruz. Ama bu mümkün olur mu, söylemin ötesine geçer mi emin değilim” diyor.
Sadece tüketici tarafında değil, markalar tarafında da minimalleşme çabası var. Bazı uzmanlar minimalist pazarlamaya yönelik iş ve ürün geliştiren şirketlerin yakın gelecekte kazanacağını belirtiyor. Son zamanlardaki logo tasarımları ve markaların iletişim stratejileri de minimal pazarlama felsefesinden etkileniyor. Apple’ın logosunu buna örnek olarak gösteren Batı, “Apple dışında da birçok marka minimal tasarım ve stratejilere yöneliyor. Tüketiciyi bu tasarımlarla ve stratejilerle yakalamaya çalışıyorlar. Markalar da aşırılıktan çok doğru zamanda, doğru yerde ve doğru oranda iletişim stratejileri ve pazarlama faaliyetlerini tercih ediyor” değerlendirmesini yapıyor.
 
“Y KUŞAĞININ TERCİHİ”
Minimalist tüketim bir anlamda pazarlama uyaranlarına yani reklamlara karşı duyarsızlaşarak, alışverişi mantıklı kararlar doğrultusunda yapmak anlamına geliyor. E-ticaret ve pazarlama yöneticisi Ümit Büyükyıldırım, “Bu markaları pek sevindirecek bir durum değil. Çünkü pazarlama duygulara hitap eder ve karar alma mekanizmasından duyguları çıkardığınızda pazarlama giderek zorlaşır” sözleriyle akımın pazarlamanın işini zorlaştırdığına dikkat çekiyor. “Minimalistler daha bilinçli, diğerleri bilinçsiz tüketici” denilmese de uzmanlar, minimalist tüketicinin sadece ihtiyaçlarını satın aldığının altını çiziyor. Büyükyıldırım satın alma kararlarında sadelik, verimlilik, işlevsellik ve sürdürebilirlik unsurlarının öne çıktığı belirtiyor. Minimalist tüketimde tüketiciler fiyat performans dengesine dikkat ediyor. İnsanlar neden minimalizme yöneliyor? Bu sorunun kişiye özel birçok cevabı olabilir. Büyükyıldırım bu konuda şunları söylüyor:
“Giderek yoğunlaşan yaşam temposunda insanların kişisel zamanları giderek azalıyor. Öte yandan, tüketim çağında kişisel doyumsuzluk da had safhaya ulaştı. Bu nedenle insanlar doğallık ve sadelik arayışına girdi. Minimalizm bu arayışın sonucu.”
Akım özellikle Y kuşağı olarak tanımlanan insanlar arasında daha fazla ilgi görüyor. Uzmanlara göre, Y kuşağı mülkiyet ve sahiplik kavramlarından çok deneyime harcama yapmayı tercih ediyor. Büyükyıldırım, “Dünyada giderek artan paylaşımlı ürün ve hizmetler minimalist tüketicilerin tercihlerinde ilk sırada. Ürün çağı sona ererken yerini yavaş yavaş deneyim çağına bırakıyor. Pazarlama stratejilerini deneyim odaklı kurgulayan ve bu trende uygun hareket eden firmalar için yarınlar daha kolay olacak” diyor.
Büyükyıldırım, “Markalar tüketiciler üzerinde iki psikolojik baskı uyguluyor. İlki, en iyi, en pahalı ve en yeni ürüne sahip olmanın sağladığı prestij. İkincisi ise eskinin, ucuzun ve daha az iyi olanın getirdiği düşük prestij algısı.” Ancak minimalist yaşam felsefesini benimseyen kimselerin tüketimde bu pazarlama taktiklerine karşı duyarsızlaştığına dikkat çekiyor.
 
SADELEŞ, HAREKETE GEÇ!..
Gelişmiş ülkelerde “professional organizer” denilen ve evinizde bir düzen sağlama noktasında size yardımcı olan bir meslek grubu var. Bu kişiler danışanlarının evlerindeki eşyalarını düzenlenmesini sağlayarak onların hayatlarını toparlamalarına yardımcı oluyor. Saati ortalama 100 dolar bu hizmet karşılığında danışanlar evleri için düzen hizmeti satın almış oluyor.
Minimalist yaşam koçu Zeynep Yörük ise bu işten biraz daha farklı bir hizmet sunuyor. Düzen sağlamadan daha farklı olarak insanların eşyalarıyla kurdukları ilişkinin psikolojik tarafına dikkat çeken Yörük, danışanlarını eşyaları vasıtasıyla iç dünyalarına bir yolculuk yapmalarını sağlıyor. İnsanların fazlalıklarından kurtulmalarını, daha sade yaşamalarını ve doğru soruları sorarak neye neden ihtiyacının olduğunu bulmalarını sağlıyor. Bu yolculukla kişilerin harekete geçtiğini ve farkındalığa ulaştığını belirten Yörük, yolculuk sonunda kişinin kendisini ve gerçek isteklerini bulduğunu anlatıyor. Yörük, bu işe başlama sürecini ise şöyle ifade ediyor:
“Minimal tüketim, insanın istek ve ihtiyaçlarının neler olduğunu belirleyip sadece ihtiyacı olanı alması; ihtiyaçlarını yeniden değerlendirme, yenileme, geri dönüşüm, paylaşım yoluyla temin etme yoluyla karşılama. Benim yolculuğum editörken başladı. Metinleri sadeleştirirken, kendi hayatım üzerine sadeleşmeye gittim. Odak noktasını bulmaya, dağıtmadan mesaj vermeye çalışıyordum. Şimdi de bu hizmetle insanların kendi hayatlarındaki odak noktalarını bulmalarına yardımcı oluyorum. Bazı uygulayıcılar sevdiğiniz eşyaları bırakabilirsiniz diyor ama insanın sevme potansiyeli çok yüksek. 100 ayakkabının hepsini de ayrı ayrı çok sevebilir. Oysa hayat her şeyi yapmak ve almak için yeterli değil. Eşya üzerinde pratik yaparak hayatı sadeleştiriyoruz.”
Yörük, freelance minimalist yaşam danışmanlığı hizmetini bir yılı aşkın süredir yapıyor. Bireysel danışmanlıkların 5-6 seans sürerken aile danışmanlığının daha uzun devam ettiğini belirten Yörük, “İnsan sadeleştikçe farkındalığı artıyor, eşyaların kıymetini biliyor. Minimalizmde hiç tüketmemek diye bir şey yok. Kendi değerini artırıyorsun. Akım alma demiyor, derviş hayatı sunmuyor, minimumla da yaşayabileceğini ve mutlu olabileceğini gösteriyor” diyor.
 
AKIMIN TÜRK HALİ
Minimalizm akımının kökeni Japonya ve ardından da İsveç’e dayanıyor. Japonların ev yaşamından esinlenilerek birkaç eşya ile çok sade döşenen salonlar, beyaz ağırlıklı İsveç mobilyalarıyla dekore edilmiş evler… Peki kalabalık aileleriyle, misafirleriyle “Aman elalem ne der”leri meşhur Türk insanının minimalizm akımını bembeyaz bir evde iki tabak bir İskandinav tipi koltukla hayata geçirmesi ne kadar mümkün?
“Türk işi minimalizm” adlı blog’un sahibi Hale Acun Aydın, 2012 yılında bloğunu açıp minimalizm ve sadeleşme konularında yazmaya başladığında bu konu hakkında hiç Türkçe kaynak bulamadığı bilgisini veriyor. “Minimalizm denildiğinde bembeyaz İsveç mobilyalarıyla dekore edilmiş evler aklımıza gelir. Oysa aile yapımız ve yaşam ritüellerimiz bembeyaz ve az eşyaya çok da uygun değil” diyen Aydın, öte yandan Türkler için de minimal tüketimin mümkün olduğunu iddia ediyor. Aydın sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Türkiye’de sade olmak sanıldığı kadar zor değil. Pek çok endişeyi aslında kendi kafamızda yaşıyoruz. ‘Kapsül gibi bir gardırobum olsa, hep aynı kıyafetleri giysem herkes bunu konuşur’ diye düşünüyoruz. Aslına bakarsanız insanlar bu detaylara sandığımız kadar takılmıyor. Öte yandan sadeleşiyor ve bu felsefeyi genel olarak benimsiyorsak biraz da ‘farklı’ olmayı göze alabilmeliyiz.”
Minimalizmin temel noktasının eşyaya odaklanmak olmadığının altını çizen Aydın, “Minimalizm daha fazla zaman, tutku, deneyim, gelişim, katkı, mutluluk ve özgürlük için yer açmak demek. Sadeleşerek, daha az satın alarak aslında çoğalmak ve çoğaltmak demek. Minimalist yaşam, zamanı ve mekanı çoğaltıyor.”
 
KÜÇÜK EVLERE MİNİMAL TASARIM
Hayatın farklı alanlarında minimalizmin etkisini görüyoruz. Günümüzde büyükşehirlerde insanlar genelde 1+1 veya 2+1 odalı konutlarda yaşıyorlar. Dolayısıyla burada küçülen metrekarelerle birlikte eşyalar kalabalıklaşıyor. İç Mimar Eda Tahmaz, son yıllarda ev büyüklüğüne bağlı kalmadan eşya kalabalığı içinde kaybolan bir iç mimarı anlayışı olduğunu belirtiyor. Buna minimalizmle bir çözüm sunulduğunu söyleyen Tahmaz sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ferah, aydınlık ve net detaylara sahip bir ev ortamı sunan minimalizm, hem size ev içinde geniş bir hareket alanı sağlıyor, hem de evinizin çok daha düzenli ve modern görünmesine neden oluyor.”
Minimal evlerin mimari tasarımlarının sanıldığı gibi çok kolay olmadığının altını çizen Tahmaz, “Tasarladığınız ev yalın ve az mobilya ile kurgulanmış olmalı ama aynı zamanda işlevsel ve kullanışlı da olmalı. Ufak dairelerde bu konu çok daha önemli bir hale geliyor. Bizim için istediğimiz minimalist etkiyi yakalamak, mekanın doğru tasarımı ve mekana entegre olmuş mobilyalarla mümkün. 60’lı yıllardan günümüze gelen bir tasarım ve yaşam biçimi olan minimalizm, bu sene olduğu gibi daha uzun yıllar boyunca da etkisini hiç yitirmeyecek akımlardan birisi olarak kalacak düşüncesindeyim” diyor.
 
 
 
 
Hale Acun AYDIN / Blogger
“Aile ekonomisine katkı sağlıyor”
 
Sadeleşmeyi sadece elimizdekileri azaltma olarak görmemeliyiz. Bir yandan evdeki eşyaları sadeleştirip bir yandan da kontrolsüzce alışveriş yapmak bizi bir kısırdöngüye sokuyor. Gerçekten sadeleşmeyi seçtiğimizde bu durum ister istemez bizim alışveriş alışkanlıklarımıza da etki edecek. Bizi bilinçli tüketici yapacak. Dolayısıyla aile ekonomisine de olumlu bir etkisi olacak.
 
 
Ümit BÜYÜKYILDIRIM / e- Ticaret ve Pazarlama Yöneticisi
Minimalizmin sattırma reçeteleri
 
Günümüzde çok sayıda uyarana maruz kalıyoruz. Bu nedenle tüketicinin dikkatini çekmek artık çok daha zor. Markaların, tüketiciler tarafından daha fark edilebilir olması için bazı yöntem değişikliklerine gitmesi gerekiyor. Bu yöntemlerden birisi de azaltma ve sadeleştirme. Minimalist pazarlamanın geçmişte en çok kullanılan şekli, reklamlardaki sadelik ve basitlikti. Görsel uyaranlar ve kelimeler azaltılır daha az şeyle daha fazlası anlatılmaya çalışılırdı. Günümüzde bu reklam stratejisinin yanı sıra minimalist pazarlama stratejisi kapsamında marka logoları, ürün tasarımları ve ambalajları sadeleştirilerek, tüketici tarafından daha kolay fark edilebilir olmaları amaçlanıyor. Sadeleştirilen ürünlerin tüketiciler tarafından seçimi kolaylaşıyor. Seçim sayısını azaltmak da yine minimalist pazarlama stratejilerinden. Benzer özelliklere sahip çok sayıda ürün satın alma kararını olumsuz, az sayıda ürün ise olumlu yönde etkiliyor. Yani minimalist pazarlama miktardan çok içeriğin kalitesine odaklanıyor ve bunu, fazlalıkları eleyerek yapıyor.
(PARA DERGİSİ'NDEN ALINMIŞTIR)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1