Öne Çıkanlar KOBİ kamp fetö Suriyeli ECB
banner25

TÜSİAD YİK Başkanı Özilhan'dan tarihi değerlendirmeler

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı yapıldı. Konsey Başkanı Tuncay Özilhan yaptığı konuşmada Türkiye ve dünyadaki gelişmelere ilişkin ufuk turu yaptı ve önemli mesajlar verdi. Bazı noktalarda tarihi saptamalar içiren Özilhan’ın konuşmasındaki satırbaşları şöyle:

. 2021 yılına girmemize günler kaldı. Eminim siz de benim gibi bu yılın bitmesini dört gözle bekliyorsunuz. Bu yıl o kadar olumsuzluklarla doluydu ki hepimiz gelecek yılın biraz daha iyi olmasını ümit ediyoruz.

. Aslında başlarında 2020 yılından da umutluyduk. Ancak Covid 19 pandemisi tüm olumlu beklentileri boşa çıkardı. Çok büyük bir felaketle karşı karşıya kaldık. Sadece biz değil, tüm dünya bu mücadelede çok zorlanıyor.

. Pandemiyi önlemek için kısıtlama tedbirlerine başvuruluyor. Kısıtlamaların uzun bir süre devam etmesi üretim ve dağıtım kanallarını tıkıyor. Sağlık sistemini, sağlık yatırımlarını tartışırız; tartışmamız da gerekir.

. Ama şurası bir gerçek ki, sahip olduğu sağlık altyapısıyla Türkiye, salgınla mücadelede zorlanmaya başlamış olsa da bazı ülkeler gibi altyapı sorunu yaşamadı. Bu süreçte büyük bir özveriyle görevlerini yapan tüm sağlık çalışanlarına, ülke olarak minnettarlığımızı bir kez de ben dile getirmek isterim.

. Son günlerde salgının ülkemizde büyük bir hızla arttığı bir dönemden geçiyoruz. Bizlerin de, vatandaşlar olarak birbirimizin sağlığını gözetmek için getirilen kurallara sıkı sıkıya uymamız gerektiğini ben de vurgulamak isterim.

. Aşı geliştirme çabaları hakkında gelen olumlu haberler, pandemiyi nihayet yenebileceğimiz umudunu doğuruyor. Pandemiyi yenmek ise ekonomide yarattığı tahribatın sona ereceği ve artık yaraları sarmaya başlayabileceğimiz anlamına da geliyor. 

. Ülkemizdeki ekonomik gelişmeler açısından 2021, 2020’ye kıyasla daha fazla umut vaat ediyor. Umuyoruz ki aşağı yönlü gidişat artık yavaşlayıp durmuştur ve yukarı doğru hareketlenme başlamıştır.

. Ekonomi yönetiminde hata yapılmaması durumunda bir dizi gösterge iyileşme sürecine girecek. Tabi ki ekonomideki yaraların tamamen sarılması kolay olmayacak ve vakit alacak.

. Bir soluklanma fırsatı yakalıyoruz ve bunu, yüksek enflasyon, yüksek faiz, Türk Lirasının değer kaybı, ithalata bağımlılık, ihracatta rekabet gücünün düşüklüğü, borçlanma sarmalı, istihdam yaratamama gibi kronik sorunların çözümü için iyi kullanmamız gerekiyor.

. Çünkü ekonomide bir süredir sorunların üst üste yığılıp biriktiği bir dönemden geçtik. Sorunları ileriye ötelemek yerine kökten çözmek için ihtiyaç duyduğumuz en öncelikli unsur, kurumlara duyulan güvenin pekişmesi.

. Ekonomiyle ilgili tüm kurumların kanunla tanımlanmış görevlerini, kanunların çizdiği özerklik çerçevesinde yerine getirmesi en büyük beklentimiz. Bu noktada, tüm denetleyici ve düzenleyici kurumlara büyük sorumluluk düşüyor.

. Güvenin pekişmesini sağlayacak olan ise şeffaflık ve hesap verebilirlik. Tüm ekonomik birimlerin sağlıklı analiz ve uzun vadeli tahmin ve planlama yapabilmesi için doğru ve dünyayla kıyaslanabilir bilgiye ve bu bilginin şeffaf biçimde paylaşılmasına ihtiyaç var.

. Doğru bilgi yoksa doğru karar da verilemiyor. Doğru bilgi firmalar için olduğu kadar devletin kendisi için de önemli. Doğru bilgi ve güçlü analitik kapasite, isabetli tahmin yapmayı mümkün kılar.

. Makroekonomik istikrarı sağlamanın ve sağlıklı bir reform programı uygulamanın yolu buradan geçer. Doğru bilgi sadece piyasaya ilişkin güncel sayısal veri değildir. Hele konu reformlar olunca, atılacak adımların sosyal, siyasi ve ekonomik sonuçlarını öngörebilmek, toplum içinde istişare mekanizmalarının sağlıklı biçimde çalışmasına bağlıdır.

. Düşüncenin ve eleştirinin özgürce dile getirilebildiği bir tartışma ortamı, çoğulcu ve özgür bir medya, birbirini dinleyen bir toplum, topluma kulak veren bir siyaset anlayışı, yetkin ve çözüm odaklı bir bürokrasi, ülke yönetiminde hata yapma ihtimalini düşürür.

. Yine de, kul işidir, hata olabilir, ama bu durumda da hatanın boyutu küçük olur; hatadan dönmek kolay olur. Eğer toplum içinde istişare mekanizmaları sağlıklı biçimde çalışabilirse, karar alma süreçleri de aşağıdan yukarıya çalışmaya başlar.

. Bu yöntem, deneme yanılma mekanizmasından çok daha iyi çalışır. Daha etkindir ve maliyeti daha düşüktür. Dün alınan kararlar bugün değiştirilmez. Dün yapılan yatırımlar bugün atıl hale gelmez.

. Kaynak israfı, enerji israfı ve en kötüsü umut israfı ortaya çıkmaz. Geleceğe ilişkin pozitif mesajlar tabii ki hepimizi çok memnun ediyor; ama esas ihtiyaç duyduğumuz söylenenlerin kuvveden fiile dönmesi .

.Pandemi, ekonomi ve toplum üzerinde büyük değişiklikler yarattı. Pandemi sonrasında da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ülke olarak değer zincirlerinde meydana gelecek değişimlerden olumlu etkilenme olasılığımız yüksek.

. Çünkü coğrafya açısından çok şanslıyız. Çünkü geçmişten gelen gelişkin bir üretim yapımız, yetişmiş, kalifiye işgücümüz ve iyi bir altyapımız var. Eğer teknolojiye ve insana yatırım yapar, ekonomik istikrarı sağlar, iş ve yatırım ortamında uzun süredir beklenen hukuki reformları bir an önce tamamlarsak önümüze açılan bu fırsattan yararlanabiliriz.

. Pandemi, tarım sektörünün, gıda üretiminin stratejik önemini de tekrar hatırlamamıza vesile oldu. Aslında, dışarıyla ticaret kanallarında sıkıntı yaşanması durumunda, sadece tarım değil genel olarak yurtiçi üretim kapasitesinin ne kadar hayati olduğu da ortaya çıktı.

. Üretimde yurtdışına bağımlılık, salgın sırasında olduğu gibi nihai ürün ve ara girdi temini açısından büyük sorun yaratıyor. Bu nedenle, stratejik ürünlerin yurtiçi üretim imkanlarını geliştirecek, ama bunu kaynak dağılımını bozmadan, piyasa sinyallerini engellemeden yapabilecek bir model üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

. Üretim olmazsa ihracat da, istihdam da, katma değer de, vergi de olmaz. Yeni bir üretim seferberliğine hemen başlamazsak, yarın çok geç kalmış olmaktan korkarım. Üretimi artıracaksak, yatırım oranlarını yükselteceksek bunu tabi ki reel faiz oranlarının yüksek değil elverişli bir seviyede olduğu bir ortamda yapabiliriz.

. Makroekonomik istikrarın ciddi ölçüde bozulduğu durumlarda, şok tedavisi olarak faiz artışı kaçınılmaz olur. Ancak adı üzerinde, şok tedavisi uzun süre kullanılmaz. Kullanılırsa bünyede başka rahatsızlıklar baş gösterir.

. Yüksek reel faiz, sonuçta, para üzerinden para kazanmaktır. Para üretime gitmez. Üretime giderse, getiri oranı, olağandan yüksek olan çok riskli alanlara gider. Bunun sonucunda üretim kapasitesi daralır, kaynaklar verimli projelere değil spekülatif alanlara kayar.

. Üstelik gelir dağılımı da bozulur. Bunlar arzu edilir sonuçlar değildir. Eğer geleceğe ilişkin belirsizlikler azalırsa, enflasyon beklentileri düşerse, siyasi ve ekonomik riskler hafiflerse, faiz oranları da düşme eğilimine girer.

. Faiz oranlarını kalıcı olarak düşürmek istiyorsak enflasyonu düşürmemiz, ekonomik reformları yapmamız, siyasi ve jeopolitik riskleri hafifletmemiz ve öngörülebilirliği sağlayacak olan hukuk reformlarını tamamlamamız gerekiyor.

. Aksi takdirde, faizler asansör gibi bir iner bir çıkar. Son zamanlarda dikkatle izlediğimiz ikinci bir gelişme alanı dış politika. Dünyada kural temelli uluslararası düzenin güçlenmesi beklentileri mutlaka ülkemizi de olumlu etkileyecek.

. Bunun içinde bulunduğumuz coğrafyaya da olumlu yansımaları olacak. İran’la nükleer anlaşmaya geri dönülmesi, Suriye’de güvenlik ve istikrarın, Türkiye’nin çıkarlarını da gözetecek biçimde tesis edilmesi gibi gelişmeler, ülkemizin bölgesel potansiyelinin hayat bulmasını sağlayacak.

. Geçen sene yapmış olduğum konuşmalarda, Türkiye’nin küresel düzendeki yerinin kural temelli uluslararası sistem içinde olduğuna dikkat çekmiştim. Uluslararası ilişkilerimizin konjonktüre göre şekillenen ikili düzlemde bir alış-veriş ilişkisi olmaması gerektiğini vurgulamıştım.

. Türkiye’nin AB üyelik sürecini bu açıdan önemli görüyorum. AB üyelik hedefi, geçmişte olduğu gibi bugün de, yarın da Türkiye’nin küresel sistemdeki saygın yeri açısından önemli bir parametre. Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olması yeni bir şey değil.

. Yüzlerce yıldır böyleydi. Kâh çatışarak kâh uzlaşarak hep Avrupa ile iç içe olduk. Ekonomide, teknolojide, dış politikada Avrupa ile ilişkimiz hep canlı oldu; biz Avrupa’yı, Avrupa bizi etkiledi.

. Her büyük ülke gibi kültür ve değerler açısından yerel özgünlüğümüzü koruduk ama devlet yapısı olarak, yönetim tarzı olarak, hukuk düzeni olarak, hatta düşünce akımları olarak yönelimlerimiz hep batı ile iç içe şekillendi.

. Cumhuriyet kurulduğundan beri devlet anlayışımızı, başka yerlerde olduğu gibi bir şahsın ya da partinin gücüne değil, Batı Avrupa’da olduğu gibi milli egemenliğe ve demokrasiye dayandırdık.

. Devlet kapitalizmi ve otoriterlik ile tanımlanan bloka değil, özgürlükçü demokrasi ile tanımlanan bloka ait olma iradesini gösterdik. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik perspektifi, geçmişte olduğu gibi bugün de hukuk, ekonomi ve demokrasi başlıklarında ihtiyacımız olan reformlar için kuvvetli bir referans ve bir çıpa işlevi görecektir.

. Doğrudur, Avrupa Birliği’nin siyasi liderleri geçmişte Türkiye’ye taraflı davranmış, çifte standart uygulamış, haksızlık yapmıştır. Bugün de durum çok farklı değil. Daha geçen hafta, AB savaş gemilerinin Libya’ya giden bir Türk gemisini haksız, hukuksuz biçimde durdurup izinsiz aramaya kalkışması bu yanlı politikaların son örneği.

. Avrupa Birliği’nin bu tür ortak stratejik hedeflere hiçbir şekilde hizmet etmeyen girişimleri bir kenara bırakması lazım. İlişkilerde, kurumsal bir düzlemde ilerleme sağlanması, Türkiye’nin de, Avrupa Birliği’nin de çıkarlarına uygundur.

. Bu anlamda, güncelliğini yitirmiş olan Gümrük Birliği’nin Yeşil Anlaşma, Dijital Avrupa, tarım, kamu alımları ve hizmetleri de içine alacak şekilde güncellenmesi, vize serbestisi diyaloğunun tamamlanması gibi atılacak somut adımlarla ilişkilerde yeni bir dinamik harekete geçebilir.

. Avrupa Birliği’nin ekonomik ve siyasi etki alanının genişlemesi ve hatta Avrupa’nın karşı karşıya olduğu göçmen krizi, demografik kriz, yabancı düşmanlığı gibi sorunların çözülmesi açısından da Türkiye, önemli katkılar sunabilecek bir ülke.

. Türkiye’nin önemini ve özelliğini belirleyen unsur batıya öykünmesi değil. Türkiye, devlet yapısı laik ve vatandaşlarının büyük çoğunluğu Müslüman olan ve farklı inançlara ev sahipliği yapan bir ülke. Aynı zamanda demokratik bir cumhuriyet.

. Belki birçok başka toplumda olduğu gibi, Atatürk’ten bu yana karizmatik liderlerin toplumda bir karşılığı var. Ama cumhuriyete geçildiğinden beri, Türkiye’de halk demokrasiye olan bağlılığını sayısız kez, hem de büyük bedeller ödeyerek kanıtladı

. Tükiye’nin 20. yüzyıldaki vizyonu çağdaş uygarlık düzeyini simgeleyen Batıyı yakalamaktır. Bu, sadece Tükiye’nin değil diğer birçok gelişmekte olan ülkenin de benimsemiş olduğu bir hedeftir.

. Bu vizyon, 20. yüzyıl başlarındaki teknoloji, yatırımlar, üretim ve ticaret eğilimleri ile çok uyumludur. 21. yüzyıla girdiğimizde batının bir yüzyıl önceki konumunun da değişmekte olduğu görülüyor. Batının küresel ekonomideki ağırlığı azalıyor.

. Son on yıllarda göçmen karşıtlığı, ırkçılık, islamofobi ve yabancı düşmanlığı artış gösterdi. Yine de,  özgürlükçü, eşitlikçi anlayış ve kardeşlik ruhu bu eğilimlere direniyor. Bir yandan otoriterlik ve popülizm yükseliyor ama diğer yandan demokrasinin, kuralların ve kurumların üstünlüğünü savunanlar karşısında bu yükselişin arkası gelmiyor.

. Gelir ve servet adaletsizliğinin ulaşmış olduğu ürkütücü boyuta karşı yeni reçeteler aranıyor. Doğayı acımasızca kullanmış olmanın faturası ortaya çıkıyor. Çevre felaketleri sıklaşıyor. Ama çevreyle dost yeni bir ekonomik ve toplumsal düzenin de temelleri atılıyor. 

. Bütün bunların üzerine eklenen pandemi felaketi ile mücadele etmek,  beraber davranmayı, güçbirliğini, işbirliğini gerektiriyor. Kısacası, eskiyle yeni arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Bu zorlukların üstesinden tüm dünya olarak hep birlikte gelmek mecburiyetindeyiz.

. Bütün bu çoklu krizler karşısında değişim kabiliyetini göstermek zorundayız. Rönesanstan bu yana batı değişebilme kabiliyetini gösterdi, birçok krizi aştı.  Batı bugün hala, demokratik standartların gelişkinliğinde, kurumlar ve kuralların sistematik işleyişinde mihenk taşı.

. Batıyla doğu arasında yüzyıllardan beri oynadığı köprü rolüyle Türkiye, yeni dönemin inşasına katkı yapabilecek ülkelerden birisi. Kamplaşmayı, kutuplaşmayı aşma, demokrasisini ve ekonomisini güçlendirme, hukukun üstünlüğününe dayalı adil bir toplumsal yapı kurma konularında başarılı olmuş bir Türkiye, sadece kendi dertlerine çare bulmuş olmaz.

. Üst üste binen krizlerle şekillenen 21. yüzyıl dünyasında, liberal demokratik sistemin reformunda etkili bir rol oynar. Ve dünyaya da örnek olur.

. Son günlerin üçüncü önemli başlığı ise hukuk ve demokrasi reformu. Güvenlik endişelerini geride bırakıp, nihayet özgürlükleri genişletme noktasına gelmiş olduğumuza inanıyoruz. Yargı Reformu Strateji Belgesi geçen yıl hazırlanmış ve ardından 3 yargı paketi kanunlaşmıştı.

. Ancak hukuk reformu alanında daha almamız gereken çok mesafe var. Temel hak ve özgürlüklerin, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının üstünde en ufak bir gölge bile kalmamalı. Mülkiyet hakkı ve sözleşme serbestisi gibi konular, rekabetçi bir piyasa mekanizmasının etkin bir şekilde işlemesinin ön koşulu.

. Bugün bu ön koşulun yerine getirilmesi noktasındaki tartışmayı çoktan geride bırakmış olmamız gerekir. Yabancı sermaye yatırımları için, iş ve yatırım ortamında hukukun üstünlüğünü tesis etmek mutlak bir zorunluluktur.

. Aksi halde hiçbir yabancı, uzun vadeli üretken yatırım yapmaz. Eğer yaparsa, bunların amacı, birkaç yüzyıl öncesinin sömürgelerinde olduğu gibi sadece ülke kaynaklarını en kolay yoldan transfer etmek olur.

. Doğrudur, bugün dünya konjonktüründe beliren yeni ekonomik fırsatlardan yararlanabilmek için demokrasinin güçlendirilmesi gerekir. Ancak, hak ve özgürlükler alanlarındaki sorunlar sadece piyasa mekanizmalarına ilişkin düzenleyici çerçeve ile sınırlı olmadığı gibi eğitimde, girişim kurmada, iş ve çalışma yaşamında fırsat eşitliğinin sağlanması ile de sınırlı değil.

. Tüm altyapısı ile demokrasi, ekonomik istikrarın, uzun vadeli yatırımların, ekonomik büyümenin, aş ve iş yaratmanın teminatıdır. Bunlar aynı zamanda siyasi istikrarın da teminatıdır.

. Bundan 23 sene önce yayımladığımız Demokratikleşme Perspektifleri raporumuzda söylediğimiz gibi demokrasi konusu, TÜSİAD için de, Türkiye için de, konjonktürel değil ilkesel bir konudur. Pragmatizmle ise hiç bir araya gelmez.

. Bu konuya “ne getirir, ne götürür” hesaplarıyla bakılamaz. Devlete ve demokrasiye olan güven, o gün de söylemiş olduğumuz gibi, yüzeysel çözümlere bel bağlamak yerine, köklü çözümlere yönelmekle gerçekleşecektir.

. Bugün köklü çözümlere yönelebilecek bir noktaya gelmiş olduğumuza inanıyoruz. Geçmiş dönemde güvenlik risklerini önceleyen bir süreç yaşadık. Milli güvenliği tehdit eden PKK, FETÖ, DAEŞ gibi terör örgütleriyle mücadele ettik. Ve bu mücadelede de epey bir yol kat ettik.

. Bugün artık geçmiş dönemde öne çıkmış olan güvenlik kaygılarının yerini özgürlüklerin ve demokrasinin alanının genişletilmesi ihtiyacı almış durumda.

. Uluslararası ilişkilerde ve ekonomi, hukuk ve demokrasi reformlarında 2021’den beklentilerimizi özetlediğim konuşmamı bitirirken, beklentilerimizi boşa çıkarabilecek risklerin mevcudiyetine de işaret etmek isterim.

. Korkarım ki bu risklerin sayısı hiç az değil. Üstelik gerçekleşme ihtimalleri de hiç düşük değil. Bütün bunlara rağmen ülkemizin müthiş bir potansiyeli var. Ve bu müthiş potansiyeli hayata geçirebilecek bir dönüm noktasına yaklaşıyoruz.  Bu potansiyeli nasıl kullanabileceğimiz üzerine uzun uzun düşünüp, tartışıp sonunda tüm toplum olarak bir uzlaşıya varmamız gerektiğini düşünüyorum..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.