Veya Amerika ile Çin arasında ne oluyor? 

Devletlerin kırılma ve sıçrama dönemleri vardır. Böyle bir dönemin başlangıcındayız. 

Dijital gündem, çoğumuzun hayatında olduğu gibi benim de çoğu kez yazı gündemlerimi oluşturmuştur. Daha önce, Avrupa’nın dijital çağı niye kaçırdığına dair bir yazı yazmıştım https://link.medium.com/ErLg2Jhd3W . Yakın dönemde de Cep telefonunda rekabetin yeni başladığına dair bir yorumda bulunmuştum https://link.medium.com/uMn0Vhpd3W . 

Dijitalleşme biraz daha keskinleşiyor. Bu bağlamda, ABD Başkanı Trump’ın Huawei yasağı konusuna biraz geniş açıdan bakmak istiyorum. 

ABD ile Çin arasında başlayan ticaret savaşlarında tarafların sadece bu iki ülke olduğuna bağlı kalmak istemiyorum. Tarihe baktığımızda da bu tür ayrışmalar, farklı partnerler ve düşmanlıklar doğurur. 

Konu üzerine yorum getirenler farklı yerlere savruluyor: Avrupalı ülkelerin de Çin’i dışlayacağı görüşünü dile getirenler var. Diğer taraftan Çin’in yeni bir fırsat yakaladığını ve sorunları kendi lehine çevirerek yeni bin yıllık bir liderliğe adım atacağını dillendiriyorlar. 

Her iki görüşe de ihtiyatlı yaklaşıyorum. Teknoloji öncülüğü ile küresel hakimiyet doğru orantılı yürümeyebilir.

Unutmayalım ki Çin 15 yüzyılda dünya lideriydi. İpekyolu yanı sıra Türk asıllı amiral Zheng He ile de dünya denizlerine açılmıştı https://link.medium.com/zuuCDTFd3W . 

Altı asır sonra dünyanın iki büyük ülkesi karşı karşıya gelmiş durumda. Peki, yasakları tetikleyen gerçek sebepler nedir? 

“Akıllı telefon üstünlüğü” veya “big datanın casusluğu” iyi bir mazeret olmakla birlikte şahsen beni tatmin eden bir gerekçe gibi görünmüyor. 

Dikkatimi çeken bir iki olay daha esaslı bir tetikleyici güç gibi görünüyor. 

Geçen Kasım ayında Çinli bir doktor, tüp bebek tedavisi yöntemiyle dünyaya gelen ikiz kız bebeklerin DNA'larını, CRISPR-Cas9 olarak bilinen bir gen teknolojiyle değiştirdiğini açıkladı. Ve ortalık karıştı. 

Çin, her ne kadar doktor ve ikizleri karantinaya aldı ve konuya amborgo koymuş olsa da gen tedavisi konusunda bütün dünyayı harekete geçirdi. 

Konuya etik açıdan bakanlar ağırlıktaydı ama “genetik tasarım” konusunda Avrupa ve Amerika’da yakın aralıklarla izin çıktı ve CRISPR -Cas9 ile CAR-T gen tedavileri başlamış oldu. Türkiye de bu alanda ilk tedavi adımını geçen attığını söylemek istiyorum. 

İşin ekonomik boyutunu anlatmak için bu hafta çıkan bir haberi paylaşayım:
FDA, tarihin en pahalı ilacını onayladı! 2 milyon 125 bin $ fiyatı ile Zolgensma gen terapisi SMA’nın her üç türünden 2 yaş altındaki çocuklara uygulanabilecek.

CAR-T tedavisinin de Avrupa’da en az 500 bin Euro olduğu açıklandı. 

Binlerce hastanın hayatını kurtarabilecek Hücresel GenetikTerapi çağı artık başladı! Maalesef parası olana...

Son tartışmada Çin iki alanda favori gösteriliyor: Yapay Zeka ve 5G.

Yapay zeka konusunda Çin’i tetikleyen olayın basit gibi görünen bir yarışma ile başladığını düşünüyorum. 

2016’da Google şirketi DeepMind AlphaGo bilgisayarı ile Çin’in geleneksel oyunu GO’da dünya şampiyonunu yendi. Satrançtan daha zor ve karmaşık olan bu oyundaki yenilgi, Çin’in liderlerini uyarmaya yetti. Öyle ki, bir yıl sonraki Kominist Parti kongresinde “Yapay Zeka” ve “ir Kuşak Bir Yol” ülkenin yeni hedefi ilan edildi. 

Unutmayalım ki Almanya, Doğu Almanya entegrasyonu ve AB ile meşgul olurken, dijital çağı kaçırdı. Rusya, petrol ve tabii kaynaklarının zenginliği ile övünürken bu çağı ıskaladı. 

Bakın son bir yıl içinde, İngiltere Brexit ile uğraşırken, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden neredeyse dışlanma kertesine geldi. Ülkeler gündeme rağmen ülke vizyonlarını kaybetmemelidir. 

Problemler ve tehditler her dönem olacaktır. Soğuk savaş döneminde Finlandiya’nın ülke stratejisi her liderin incelemesi gereken bir örnektir. Finlandiya, bin km’lik sınırı olan tehditkar Sovyetler Birliğine karşı ilişkilerini bozmadan farklı bir çizgide başarılı şekilde ülke konumlandırmıştı. 
Gelişmelere salt ABD - Çin ticaret Savaşı olarak bakmayalım. On yıl önce, ABD’nin Alman Wolksvagen otomobillerine kestiği emisyon cezasını unutmayalım. Aynı şekilde, AB’nin Google’a kestiği cezaları da... 

Aynı şekilde Blackberry’nin yaşadıkları da göz ardı edilmemeli. Neredeyse Huawei yasaklarına benzer ama biraz daha yumuşak bir defans uygulanmıştı. Almanya, Suudi Arabistan ülkelerinde server kurulmasını istemişlerdi. Sonuçta sınırlamalar şirketin sonunu getirdi. 

Rekabet alanı sadece teknoloji de değildir. Dünyanın ikinci en büyük tohum şirketi olan İsviçreli Syngenta’yı 43 milyar dolara Çinliler tarafından satın alınınca, tohumda bir numara olan Amerikan Monsanto’yu da Alman Bayer 66 milyar dolara satın almıştı. Ne ilginçtir ki ABD, geçenlerde Monsanto’ya iki milyarı doları aşan bir ceza kesti. Arkası da gelebilir. 

Yüksek teknoloji ile ağır sanayi liderliğini kaybetme ihtimali doğan Almanya’nın elinde küresel bir unsur kalmalıydı. Onlar da tohumu seçtiler. 

Arka kapıdan bilgiye erişme ve casusluk uzun bir tartışmadır. Bu tartışmadan kimse masum çıkamaz. Kişisel Verilerin Korunması önümüzdeki dönemin en büyük insan hakları konusu olacaktır. 

Bloklar kesinleşince hangi ülkeler yan yana gelir bilemezsiniz. Bugün olanlar ve yaşananlar ülkelerin kendini yeniden konumlandırmasıyla ilgilidir. 

Huawei Yasakları’nda Google’ın ardından Microsoft, Intel, Qualcomm gibi yazılım, donanım şirketleri hemen tavır aldılar. Arkası gelecek mi? 

Geçen hafta Huawei’nin bir diğer Honor markası yeni modelini Londra’da tanıttı. Londra’nın seçilmesi anlamlı. Malum, şirketin en güçlü ürünü 5G konusunda Huawei’nin İngilizlerle ile işbirliği beş altı sene önceye dayanıyor. İngilizler ile işbirlikleri bu tartışmalara rağmen devam edecek gibi görünüyor. 

Bu yazının yayınlandığı günlerde de (Mayıs sonu) İngiltere’de ilk 5G bandında mobil iletişim başlamış olacak. 

Yasaklar ABD’nin devlet kararı ise, beş yıl önce İngilizler ile Çin arasında 5G anlaşmaları yapılırken, ABD liderleri ne yapıyordu? 

Bir de dış ticaret açısından bakacak olursak, ABD ile Çin arasındaki ticaret yasaklarından en fazla etkilenecek olan iki ülke de kendileridir. Dış ticaret verilerine bir göz atalım:

Çin’in başlıca ihracat yaptığı ülkeler: ABD (% 21,1), Hong Kong (% 17,4), Japonya (% 13,6), Güney Kore (% 4,6), Almanya (%  4), Hollanda (% 2,7), Singapur (% 2,2), Türkiye (% 2,1) şeklinde sıralanmaktadır.

Aynı doğrultuda ithalata da bakarsak; Çin, Japonya (% 18), Tayvan (% 11,9), Güney Kore (% 10,4), ABD (% 8,2), Almanya (% 5,9), Hong Kong (% 3,9), Rusya Federasyonu (% 3,3), Malezya (% 2,5) gibi ülkelerden yoğun mal satın almaktadır.

Çin Halk Cumhuriyet Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, ülke 2011 yılında 1 trilyon 898 milyar hacminde ihracat gerçekleştirerek bir önceki yıla göre yüzde 22,5 oranında artış kaydetti. Aynı yılın ithalat hacmi ise 1 trilyon 743 milyar dolar civarında kaydedildi.

Olayın bir de diğer tarafı var: AB ile ABD, Kanada ile ABD veya diğer ülkeler ile ABD arasındaki dış ticaret ile bu ülkelerin Çin kesişimlerine de bakmak gerekiyor. 

Sadece iPhone için kullanılan ürünlere bile bakınca, bu boykot ve yasaklamalardan Huawei’den daha fazla etkilenme ihtimali olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki: iPhone X için yapılan parça ithalatında Tayvan yüzde 25.8, Japonya yüzde 20.4, Çin yüzde 9.4, Güney Kore yüzde 5.9, Hong Kong yüzde 4.4, Singapur 3.3 oranında pay almaktadır. 

Amerikalı yerli üreticiler iPhone X için sadece yüzde 21.8 oranında bir tedarikte bulunuyorlar. Apple muhtemel ki kısa sürede yeni tedarikçiler bulacaktır. Ancak bunun maliyeti kesinlikle bugünkü rakamların çok üzerinde olacaktır. 

Huawei, Amerikan şirketleri olmadan bugünkü kalitede bir cep telefonu yapabilir, Apple de yeni modellerini Çinli ve Asyalı tedarikçiler olmadan üretebilir. Yapay Zeka ve 5G konusunda da birbirlerine muhtaç olmayabilirler. 

Bir de şu açıdan bakalım: Eğer Berlin Duvarı yıkılmasaydı, Sovyetler Birliği dağılmasaydı ve iki bloklu bir dünya devam etseydi Küresel Markalar bugünkü konumlarında olabilirler miydi? 

Küresel markalar, bloklaşmayı sevmez ve bloklaşmaya izin de vermez.

Shanghai Bloku, NATO Bloku gibi bir ayrımda Çin’in sürdürülebilir küresel liderliği söz konusu olabilir mi? 

Sanmıyorum...

Unutmayalım ki Çin özgürlükler konusunda çok kötü sınav veriyor. Malum, Gmail, Twitter, Facebook başta olmak üzere pek çok uygulama halen Çin’de çalışmıyor. Sincan, Tibet ve Mançurya’da insan hakları ihlalleri başta olmak üzere seyahat ve haberleşme hürriyeti konusunda çok büyük kısıtlamalar yaşatıyor. 

Çin ülke politikasına rağmen Huawei veya diğer Çinli markalar ambargo koyan ülkelerle ilişkileri nasıl yürütecekler. Muhtemel ki Vietnam’da veya Hindistan’da yaptıkları üretimler tesislerini batı ülkelerinde de yapabilirler. Yani İngiltere’de, Türkiye’de, Meksika, İsrail’de veya stratejik diğer ülkelerde kuracakları şirket ve tesislerle sürdürülebilir bir yapı kuracaklardır. 

Bir diğer açılım ise Android, Google, Map, Gmail gibi işletim sistemleri, uygulamalara için donanım yanı sıra yazılıma da girmeleri zorunlu olacaktır. Google da donanım yatırımlarını artıracaktır. 

Bu süreç iyi yönetilebilirse, hem daimi yabancı sermaye yatırımları çekilebilir hem de yerli yazılım ve donanım şirketlerinin önü açılabilir. Yaşayıp göreceğiz...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5