Öne Çıkanlar Memur-Sen dünya İnci istanbul inci deri

Tatlıcıdan profesör mü olur muş?...demeyin, buyrun size baklavanın profesörü
banner17

(Elif Attepe yazıyor…)

Karaköy Güllüoğlu ismini ülkemizde duymayan yoktur. Baklavası ile ünlüdür, hatta Gaziantep denince akla ilk gelen firmadır desek yalan olmaz. Tabi tüm sektörlerde olduğu gibi, gıda sektöründe dirsek çürütmüş kişiler kendi sektörlerinin güncel bilgilerine daha hızlı ulaşırlar. Bu yüzden benim Güllüoğlu markasının hem iç yapısı, hem de dışarıdan görünen yüzüne aşinalığım fazladır.  Ancak ne yalan söyleyeyim; ilk defa bir firma beni bu kadar şaşırttı diyebilirim…  nasıl mı? buyrun anlatıyorum…

Karaköy Güllüoğlu’nun 5 katlı üretim tesislerine giriş yaptıktan sonra Nadir bey’in odasına alındık. Oda dediysem akıllara sıradan genel müdür odası gelmesin. Nadir beyin adı gibi nadir bir oda… Her yer plaket ve ödüllerle kaplı, televizyonda yabancı ulusal kanallarda firma için yapılmış haberler dönerken, sonradan içleri açılarak gösterilen tüm kapalı dolap ve çekmeceler uçsuz bucaksız bir gazete arşivi barındırıyor. Haberlere konu olmuş 5. kuşaktan bahsediyoruz. Hatta sonrasında Nadir bey, 6. ve 7. kuşakları nasıl eğittiğini de anlattı ama şimdilik odaya geri dönelim. Nadir beyi beklerken yabancı ulusal kanallarda ülke başkanlarına baklava ikram edişini ve yer aldığı her kareye Türk bayrağını sığdırışını izliyoruz… İşte bu sırada Nadir bey geliyor… üzerinde beyaz üretim kıyafeti, ellerinde un izleri içeri giriyor. Belli ki hamura girmiş.  İşte o an “kesinlikle bildiğimiz patronlardan değil” diye düşünüyorum. Çünkü birazdan Nadir bey’in de anlatacağı üzere patronluk sadece akıl vermek, ya da işin başında görüntüsü vermek değil.  İşine, aşına, çalışanına ve milletine gocunmadan bir şeyler katabilmek ile mümkün olabiliyor. İşlerinin en önemli kısmı eğitim..Zanaatlarını aktarabilmek için eğitime çok önem veriyorlar.  Tabi böyle uluslar arası tanınan bir marka olmak ve bir ürünü milli ürün haline getirip dünyaya tanıtmak kolay değil. Ama, zoru başarmış ve de milli gururumuz olmuşlar. Yılların bilgi birikimi hem üründe, hem işletmecilikte ders verebilecek bir profesör haline getirmiş Nadir beyi.. İşte Karaköy Güllüoğlu’nu bir de baklavanın profesörü Nadir Güllü’ den dinleyin…

ÖĞRENCİDEN ÇOK AKADEMİSYENLER DİNLEMEYE GELİYOR

Üniversitelerde iktisat, iletişim, marka iletişimi, halkla ilişkiler ve gıdalarla ilgili konularda konuşmaya çağırıyorlar konuşmalarım o kadar ilgi çekiyor ki bir bakıyorum gençler kadar doçentler, akademisyenler de sınıfa beni dinlemeye gelmiş. İşte, en önemli başarı bu bilgi. Ben Beyaz Saray'dan tutun da, Rusya’ya, Avrupa’ya başkanlara baklava gönderdim.  Tabi bu markadan çok ürünün kalitesinin gücüdür. Ben firmanın 5. kuşağıyım, bize el verdiler, herkese el verilmez. Biz de şimdi 6. ve 7. kuşağı eğitiyoruz. Bizden sonra bu bayrağı onlar devralacaklar.

MARKALAR ÇABUK OLUŞMUYOR

Bir firmanın olmazsa olmazları üretim, yönetim ve pazarlama ruhudur. Bunlara çok dikkât edilmeli ve hepsi ayrı ayrı ele alınmalı. Çünkü markalar kolay oluşmuyor…  Mesela marka dediğimiz birkaç çeşittir. Sülale markası, aile markası ve şahıs markası…  mesela biz bir sülale markasıyız ve halâ aynı şevkle çalışıyoruz. Benim ustalarımın en deneyimsizi minimum 15 yıl deneyimlidir ve her biri 8-9 yıl eğitime tabi tutulur. Bizim ustamız kafeteryada satılan pastadan anlamaz. 70 yaşındaki adam pasta yapabilir ama bizim ustamız yapamaz. Çünkü neden; bıçağın takırtısı, oklavanın tıkırtısı, baklavanın hışırtısı, mermerin zıngırtısını duyan baklavadan başka bir şey yapamaz. 

SADECE ÜRÜN EĞİTİMİ YETMEZ, USTA DAVRANIŞ EĞİTİMİ DE ALIYOR

Şimdi efendim, bizim mesleğimiz emek ister, dikkat ister, itina ister ve ille de sevgi ister. Sevgi olmadan baklava olmuyor. O yüzden diyorum; eğitmek, bilgiyi aktarmak önemli diye. Bu sadece ürün için eğitim değil davranış eğitiminden de geçiyor(ustalar arasında belli görgü kuralları var, birbirlerine ahilik selamı vermek vb.), birbirine saygı ve hoşgörüden de geçiyor. İşte biz burada personelimize tam olarak bunları öğretiyoruz.

İŞİMİZİN ÖNÜNDE EĞİLMEK EN BÜYÜK AİLE SERVETİMİZDİR

Bilinen markayı unutturmamak lazım. Bu da tanıtım ile olur, ürünün hem en yüksek kalitede olacak, hem de o kaliteyi tanıtmayı bileceksin. Meselâ Japonya’da ana habere haber yaptılar beni. Neden biliyor musunuz? Çünkü onların ağızları küçük diye küçük dilimli baklava yaptım ben.Onlara baklavayı böyle tanıttım. Ne demek bir ülkenin ana haberi seni haber yapmış…  ne büyük bir şeref… işte ekonomi dediğimiz şey, ekonomiyi kalkındırmak denilen şey bu. Tabi tanıtımı kendinden ödün vermek ile karıştırmamak lazım. Bir gün  çok tanınmış bir Arap şeyhi geldi ve “gel bu işi seninle birlikte yapalım, benim ülkemde de yapalım, orada seni paraya boğarım” dedi. Kabul etmedim. “Ben Türk bayrağının dalgalanmadığı hiçbir yerde iş yapmam” dedim. Orada çok büyük bir üretim tesisi açıp oradan dağıtım yapacaktı yani aslında markamızı bir Arap markası haline getirecekti ama ben kabul etmedim. Geçmişine sahip çıkmayan geleceğine sahip çıkamaz, bereket azdadır, aza kanaat getirmeyen çoğa sahip olamaz. Ekonomide de aynıdır, kontrol edemediğin iş senin işin değildir. Çabuk yükselmek iş değildir. Çabuk yükselen toz, duman, samandır ve emekle yoğrulmayan sermaye sonunda hüsran olur. Başarı merdivenini çıkarken terlemeyen inerken gözyaşı döker. İşinin önünde eğilmeyen yarın başkasının önünde eğilir… İşte, biz bu prensiple geldik buralara ve bu en büyük aile servetimizdir.

BOYUNA BÜYÜME DAHA KIYMETLİ

Gelelim üretim konusuna; bizim tek bir şubemiz var, başka açmıyoruz. Dediğim gibi; ekonomide enine değil boyuna büyüme daha kıymetli bizim için. Günlük 2 ton kapasite ile çalışıyoruz. Bir şirketin en önemli amacı kârdır, ancak kâr tanıtım ve pazarlama ile olur. Tabi ürünün iyiyse, ama ürünün iyi değilse hiçbirinin önemi yok.. başarılı olamazsın. Peki, üretim neyle mi olur? Üretim üçe ayrılır:  bir; işinin başında olan patron olacaksın, iki; bizde işi eliyle yapana işçi, kafasını kullanarak yapana usta, yüreğini ruhunu kullanana zanaatkâr derler. Zanaatkâr ruhlu ustalarla çalışacaksın, üç; hammadden yöresinden ve mevsiminde olacak. meselâ ben, bütün dünyanın değişik paralarını alıp bunu Gaziantep'in, Şanlıurfa'nın, Adıyaman’ın yaylalarına çıkartıyorum, yani direk üreticiden, yani dağdan mal alıyoruz.

BEN İHRACAT YAPMIYORUM, GELEN YABANCI MİSAFİRLERİMİZ ALIP MEMLEKETLERİNE GÖTÜRÜYORLAR

Sattığımız malın yarısı ihraç ediliyor, ben birebir bu işlemi yapmıyorum ama, satın alan paketlettirip valizine koyuyor, kendi ülkesine götürüyor. İhracat dediğim kısmı işte bu. Çünkü benim malım çok hassas. Şoklayarak ihracat yaptığını iddia edenlere inanmayın. Geri geliyor, birde o kaliteyi bozduktan sonra oraya ürün satmanın artık hiç bir anlamı yok. Marka olmak zorsa, marka kalabilmek daha da zordur.  O yüzden ben ortaklık vermiyorum, ihracat da yapmıyorum. Sadece sıcak satış…

GELENEK İLE TEKNOLOJİNİN BİRLEŞTİĞİ BİR İMALATHANE

Kullanılan oklava armut ağacı, süpürge Maraş'tan özel yapılıp geliyor, tüy dökmeyeninden. Nişastayı süpürmek için kullanılıyor, çünkü nişasta orada kalırsa çürür. Nişastayı hiç atmazsan da hamur yapışır ve yufka büyümez. Yani oran önemli, nişastanın atışının bile bir ustalığı olmalı. Benim ustalarım yılların ustası, nasıl atacaklarını iyi biliyorlar. Bir mesleği, zanaatı yaşatmanın en önemli ölçüsü bu ustalığı yaşatabilmek zaten… İşte devletten de alınması gereken yardım bu konuda (Nadir bey bunları anlatırken ustalar camın arkasından açılan hamurun inceliğini gösteriyor. Kıstas hamur arkasından tutulan Türk Bayrağı’nın gözükmesi ki; çok net bir şekilde gözüküyor). Bizde imalatta 50-70 kişi çalışıyor,Bu sayı toplamda 150 kişiyi buluyor. Bir usta 8-9 yılda yetişiyor. İşçilik pahalı ancak bununla ilgili herhangi bir teşvik yok, bu konu devlet tarafından desteklenmeli. Bu zanaât ancak bu şekilde yaşatılır. Ben hem baklavanın hem ülkemin tanıtımını dünya genelinde gönüllülük esası ile yapıyorum. Yüz küsur yıldır haber olduk, konuşan değil konuşulan kişiler olduk. ülkeler için de geçerlidir; sen kendini konuşmayacaksın, başkası seni konuşacak. Ben yukarıdaki bayrağın (fabrikanın teras bölümünde göndere çektirdiği Türk Bayrağı’nı söylüyor) altına motor yaptırdım ki resim çekerken dalgalansın, bayrağımız resimlerde dalgalanırken gözüksün diye..  İşte, bu da bir tanıtım.

Sanki yeni yapılmış gibi gözüken, 30 yıllık fabrika binasından ayrılmadan Nadir bey meşhur baklavalarından ikram ediyor ve ekliyor “kalite için önceden ödenen bedeller vardır, kalitesizin ise bedelleri sonradan ödenir ve büyüktür.”

Karaköy Güllüoğlu’nun 5. kuşak işletmecisi, fahri Türk elçisi, baklavanın profesörü Nadir Güllü’ye samimi sohbeti için teşekkür ederiz.



 

Anahtar Kelimeler:
Karaköy Güllüoğlu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5