Bugün sabah aynaya baktığımda, geçen onca yılı şeffaf bir dokuda görmek, hızlı bir yolculuk hissettirdi bana. Yaşlanıyorum galiba... Oysa söyleyecek çok şey varken, ansızın ya da yaşanacak şeyler bitince ölmek istemem anlatmadan hiçbirini. Bilmiyorum, belki de yazmayı bu yüzden seviyorum. Aslında yazılan her şey, yazanın iç dünyasının bir katmanı veya yazan kişinin dış dünyadan aldığı bir perde, bir dünya sahnesi değil midir ki zaten.
Uzun zamandır yazmıyordum çünkü istemedikten sonra yemek yemeyecek kadar bile kılını kıpırdatmayan ben için evet bir uzak kalıştı bu zaman dilimi. Sahi, en temel ihtiyaç olan yemeyi, sırf fiziksel bir gereklilik görüp kendisini beslemek için ağzına lokmalar koyarken ne hissedilir bilen çok azdır değil mi? Sandığımdan fazladır belki de...
Yeryüzünde en gizli eziyet diye bir şey varsa, o da istemediği bir şeyi yapmasıdır insanın ya da bir canlının!
Ne zaman yeri gelse, hep şunu derim: İş yapmakla, sanatsal bir işin içinde olmak, birbirinden açık ara farkla ayrı iki boyuttur.
Gelgelelim, ev kadınları bilir, canı sıkılsa veya bir şeye öfkelense, açar elini sıvar kolunu, cam pencere, perde duvar bir hırsla yapar işini. Ben buna iş yapmak diyorum. Bir inşaat işçisi, evden hanımıyla kavgalı çıkar ve gider taşır sırtında en ağır yükleri. Bunlar, fiziksel iş grubudur. Statik bilgiyle çalışmayı içeren çoğu meslekler de doğrusal iş grubu içindedir.

Sonra da bir meslek, bir iş düşünün ki hislerinizin hareketiyle şekil alıyor, duygularınızın barınağından geçiyor, zihinsel örgülerinizde dolaşırken tüm tecrübelerinizden besleniyor, mantıksal bir yönüyle ele alınırken bile olasılıklar, tekil değerlendirmeler ve mantığın dışından gelebilecek bakış açılarının süzgecinden geçiyor; hatta hep yeni, her zaman yeni, sürekli değişen çalışma alanlarıyla perspektifler yakalamaya, içeriği kendi ivmeleriyle düşünmeye ve özgünlüğü üzerinden değerlendirmeye tabii tutuyor insan kendini o işi, o şeyi yaparken. Yazmak işi de böyle...
İşte, insan eğer severek ve aşkla sanat içeren bir işin içinde olursa, bunun performansa yansıyan çok büyük avantajları vardır. Bir yemek dahi aynı tarif, aynı yapılış şekline rağmen severek yapıldığında lezzetli oluyorsa, sanat içeren bir işin bu zevkten ne denli etkileneceğini bir düşünelim. Bir de bunun dezavantajı nedir ona bakalım; arzuyla bir işi yapmanın dışında, duygusal güçten ve istekten mahrum bir tutumla bir işin yapılacak olması, başarı ve kaliteyi etkileyecektir.
Fiziksel ve mantıksal bir işi, canınız sıkkınken veya zevk almadan da yapabilirsiniz çünkü işi yapma gereksinimlerinizle, ruhsal iç dünyanızın size verdiği olumsuz etkileşimin yansıdığı alanlar farklıdır. Şayet, kalben ve ruhen beslenmeye gereksinim duyan bir işin, bir çalışmanın içindeyseniz, aynı katmanlarla, yani sizi olumsuz hissettiren bir alt yapıyı bir başka şey için kullanarak o işi iyi yapmanız pek de mümkün olmayacaktır.
Bir parmağınız yanmışsa, o parmağınıza ihtiyaç duyan bir işi yapamazsınız. Sanat işi de böyledir. Sonra vay niye bu kişi şunu yapmıyor, vay sen misin artistlik yapan, ah bu sanatçı kaprisleri...
İnsan, bir işten heyecan ve zevk almıyorsa, bu, o işi yapmama sebebi bile sayılabilir.
Uzun zaman sonra bu yeni yazım. Sanıyorum ortak bir alanda buluşturdum kalemimi. Hayat enerjimizi kendimizden harlayarak yola çıktığımız günler güzel olsun. Biliyoruz ki başarı, içimizde bir tohumdur. Bir işi yapmakla, bir sanatın içinde olmak arasındaki fark, birinin sadece bir statik çerçeve içinde yürümesi, diğerinin ise kişisel özgün başarıya sahip olmasıdır.
Eli sanat tutanlar birbirini anlar...
Vesselam...
Belkıs Tunçay
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5