banner25

Orhan Turan ile birlikte Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) büyük bir değişim yaşıyor. Bir kere TÜSİAD Başkanı artık erişilebilir oldu. Sadece Türkiye’nin önde gelen kurumları değil, herkes TÜSİAD Başkanına ulaşıyor. Başkan Orhan Turan önceki TÜSİAD Başkanları ile görüşüp onların görüşlerini aldığı gibi, Perpa gibi KOBİ merkezinin başkanı Hacı Demir ile de görüşmeler yapıyor. Erişilebilir olmak Orhan Turan’ın işinin kolaylaştırıyor. Zaten iş hayatı boyunca sivil toplum örgütlerinde görev almaya her zaman öncelik veren Turan 30 yıllık birikimini sahadan aldığı bilgilerle donatıyor ve bu yüzden ekonomiye ilişkin mesajlarında çok önemli tespitler yapıyor. Bu tespitlerde hiç şüphesiz 3 bin kişinin fikir katkısı verdiği ve fikir üreten bir fabrika gibi birikime sahip TÜSİAD’ın da büyük katkısı oluyor.

Türkiye’de İş Dünyası dergisinin toplantısında da bu tespitlere yer veren Orhan Turan söze şöyle başladı:

“Türkiye ekonomisi zor bir sürecin içerisinde. İlk dikkat çeken, emsallerimizden, tüm dünyadan çok daha yüksek bir enflasyon, yavaşlayan ihracat ve yatırımlar söz konusu. Bugün dünyada ortalama enflasyon yüzde 9’lar seviyesinde ve artmaya da devam edecek gibi gözüküyor. Orta vadede ise zayıflayan bir yatırım ortamı, verimlilik düşüşü, çok yüksek refah kaybı gibi, baş edilmesi her geçen gün zorlaşan bir makro görünüm mevcut. Diğer taraftan son dönemde değişen jeopolitik görünüm, dünyada tamamen değişen para politikası ve arz zincirindeki yer değişimleri söz konusu. Bunlar gibi Türkiye ekonomisini gelecekte etkileyecek konuları çok daha hızlı ve daha doğru okumamız gerekiyor. Kısa vadeli ardından uzun vadeli atmamız gereken adımlar var. Bu sarmaldan çıkmak için en önce şu an uyguladığımız programın bizi iktisadi hedeflerimizden uzaklaştırdığını kabul etmemiz lazım. Enflasyon ve yüksek döviz ihtiyacı ile baş edebileceğimiz doğru yöntemlere dönmeliyiz. Enflasyonla mücadelenin üç ana yolu var. İlki, doğru para ve maliye politikası uygulanması. Enflasyon kontrolden çıktıysa çok nettir ki, en doğru olan sıkı para politikası uygulamanızdır. Ülkemizde enflasyonun tek sebebi global kaynaklı ya da yalnızca arzdan kaynaklanan etkiler değil. Elbette global arz kaynaklı etkiler mevcut, fakat bugün enflasyona baktığımızda artan atalet, bozulan beklentiler, ısınmış ekonomi gibi unsurlarının enflasyonu yükselttiğini görmekteyiz. Talep yanlı bir enflasyonla mücadele etmezseniz, enflasyonun kendi kendine düşmesini de beklememek lazım. Bunların yanında Merkez Bankasının çözemeyeceği gıda tarım gibi enflasyonu çok artıran yapısal süreçler de var, buralarda da uzun yıllar gerekli adımları atamayışımızın maliyeti bugün ortaya çıkıyor. Enflasyonla doğru mücadele edersek ihtiyacımız olan dövizi de daha kolay yani daha ucuza bulma imkanımız olur. Oysa bugün ülke risk primimiz CDS, 660 baz puan gibi son derece yüksek seviyede. Emsallerimizde bu rakam 270’lerde. Bu şu demek, Türkiye dışında hemen hemen tüm akran ülkelerimiz dövize bizden belirgin daha ucuz maliyetle erişebiliyor. Bunu düzeltmemiz gerek.

Uzun vadede gerekli reformları yapmak elbette maliyetli ama ülke ekonomisini reform ortamına hazırlamak için en önce bu enflasyon ve döviz bulma konusunu çözmeniz gerekiyor. Ardından vergide, istihdamda, enerjide pek çok yapısal değişim gerekli. Tüm bunları yapabilecek güçlü kurumlara ihtiyaç var. Adım atmak da yeterli değil istikrarlı şekilde kurumlarımızın bu süreci sürdürebilmesi şart. En son aşamada da ülkede tasarrufları artırıp döviz bağımlılığını düşürücü, üretimi dış kaynak fonlamasından koparıp kendi kendimize finanse edebildiğimiz bir noktaya doğru yaklaştırmak gerekiyor. Dolayısıyla konu sadece enflasyon-faiz değil, Türkiye’nin bugün geldiği noktada artık yeniden kapsamlı bir ekonomik plana ihtiyacı var. Kalkınma modellerinin temelinde verimlilik artışı yatmakta. Verimliliğe erişebilmek için de az evvel sıraladığım adımlara ihtiyaç var. Kalkınma, verimlilik gibi konulara erişmek için yıllar boyu çok istikrarlı bir program sürdürmeniz lazım.”

İşte tam bu noktada çok çarpıcı Güney Kore örneğini veriyor Orhan Turan… Bildiğiniz gibi 70’li yıllarda Güney Kore ile Türkiye’nin milli geliri eşitti. Onlar bir kalkınma modeli 50 yıl kesintisiz uyguladılar ve bugün aramızdaki fark ortaya çıktı. İşte Orhan Turan tam bu noktada sürdürülebilir kalkınmaya dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor:

“Türkiye ekonomisinde bu gelişmeler yaşanırken yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm küresel iş dünyasının odağında olmaya devam ediyor. Dördüncü Sanayi Devrimi ile başarının belirleyici etmenleri verimlilik ve katma değer artırıcı yenilikçi teknolojiler. Pandeminin ivmelendirdiği yeni koşullar ve beklentiler nedeniyle dijital dönüşüm etkisini artırarak hissettiriyor. Yenilikçi teknolojileri verimliliği ve katma değeri artırmak için üretim süreçlerine entegre etmek, bu dönüşümün dinamosunu oluşturuyor. Bununla birlikte teknolojik dönüşümü tüm değer zincirine genişletmek gerekiyor. Bunun için de hem teknolojiyi kullanma hem de teknolojiyi ülkemizde geliştirme yetkinliğimizi artırmalıyız.

İş dünyasına baktığımızda tüm sektörlerin iş yapış biçimlerinin bu dijital dalgadan etkilendiğini görüyoruz. Var olan endüstriler baştan aşağı yeniden tanımlanırken, daha önce var olmayan yepyeni endüstriler doğuyor. Ar-Ge ve insan kaynağı yetkinliklerinin artırılmasına yönelik iş dünyasındaki çabalar artıyor. Bu dönüşüm sürecinin başarısı için, Ar-Ge ve yenilikçilik faaliyetlerine yönlendiren, ilgili yatırımlar için cesaretlendirici olan kamu politikaları ve desteklerini bütüncül şekilde kurgulamak büyük önem taşıyor. Bu arada yeşil dönüşüm için yatırım ihtiyacı ortada. Bu çerçevede hem teşvik ve destek mekanizmalarının gözden geçirilmesi hem de finansal mekanizmaların çeşitlendirilmesi gerekli. Enerjinin dönüşümünün, döngüsel ekonomi prensiplerini önceliklendiren yatırımların desteklenmesi yeşil dönüşümün sağladığı çevresel, ekonomik ve sosyal faydaların azami seviyeye çekilmesi açısından stratejik önem taşıyor. Karbonun fiyatlandırılması amacıyla emisyon ticaret sisteminin kurulması, şirketlerin ESG standartlarını ve yeşil taksonomiyi içselleştirmesini hızlandıracak düzenlemeler, yeşil sertifika uygulamaları yeşil dönüşümü ivmelendirecek uygulamalardan bazıları. “

Bu üçlüye dikkat

Orhan Turan gençlere yönelik üç unsurlu bir açıklama yapıyor ve şöyle diyor:

“Bu üç unsur aynı zamanda birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Örneğin insani gelişmede geri kalındığında, bilim ve teknolojide, kurum ve kurallarda ilerleme kaydedilemez. Bilim ve teknolojiyi esas almayan bir büyüme uzun vadede sürdürülemez. Siyasal, ekonomik, toplumsal kurumların ve kuralların niteliği yetersiz olduğunda ise hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, ekonomik istikrarı, toplumsal gelişmeyi temin etmek imkansız hale gelir. Uzun vadede varmak istediğimiz yer sadece zenginleşmek değil; çünkü sadece kısa sürede zenginleşmeyi hedefleyen yaklaşımlar sürdürülebilir sonuçlar doğuramaz. Kalkınmanın çevresel ve toplumsal boyutlarının en az büyüme kadar önemli olduğu ortadadır. Ancak o zaman gençlerimize hayal kurabilecekleri ve potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri bir ülke ortamını sunabileceğimize inanıyoruz.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1