Öncelikle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa AKINCI ile GKRY Lideri Sayın Nikos ANASTASİADİS arasında sürdürülmekte olan görüşmeler bir antlaşma ile sonuçlandırıldığında bu antlaşmanın AB’ nin Birincil Hukuk’una dahil olarak “AB Müktesebatı” nın bir parçası olması sağlanmalıdır. Aksi halde varılacak anlaşma 1960 Garanti ve İttifaklar Antlaşması gibi kağıt üzerinde kalabilir ve Rumlar kendilerini güçlü hissetleri zaman ve uluslararası konjonktürün kendi yanlarında olduklarını algıladıklarında hemen yapılacak bu Antlaşmayı kendi lehlerine değiştirmeye ve 1963’ te yaptıkları gibi Antlaşmaların ve Anayasanın Türkler’ e tanıdıkları hakları gasp etme cihetine gidebilirler. İkinci olarak yapılacak Antlaşma Kıbrıs adası üzerinde tarihi hak ve menfaati olan Garantör Devletler tarafından da imzalanıp uluslararası hukuk kurallarına göre onaylanmalıdır. Bu konuda da çok başarılı bir örnek mevcuttur. Bilindiği gibi Yalta ve Potsdam Antlaşmaları ile 2. Dünya Savaşı sonrası önce 4 işgal bölgesine ayrılan ve sonra 2 ayrı devlete bölünen Almanya; Komünizmin çökmesinden sonra 3 Ekim 1990’ ta Federal Almanya Cumhuriyeti çatısı altında tek bir devlet olarak birleştirilmiştir. Ancak bu süreç kolay olmamıştır. 2 Almanya’ da aynı milletten, ayni dilden, ayni dinden, aynı kültürden gelmelerine rağmen birleşme ayrılmadan 45 yıl sonra 2+4 Antlaşması ile 2 yıl süren bir müzakereler sonucu gerçekleşebilmiştir. Önce 2 Almanya ( Federal Almanya Cumhuriyeti ile Demokratik Almanya Cumhuriyeti ) anlaşmışlar, sonra Almanya üzerinde hakimiyet hakkı bulunan 2. Dünya Savaşı’nın Galip Devletleri ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa ile anlaşılmış, Federal Almanya Rus askerlerinin eski Doğu Almanya topraklarını boşaltması ve Rusya’nın Doğu Almanya toprakları üzerindeki Yalta ve Potsdam Antlaşmalarından kaynaklanan egemenlik haklarından vazgeçmesi karşılığında Rusya’ ya yüzmiiyarlarca mark tazminat ödemiş ve sonunda 2 Almanya tek ve egemen bir devlet çatısı altında birleşebilmişlerdir. Kıbrıs’ ta durum aslında çok daha zordur. Birleşecek olan KKTC ve GKRY de yaşayan milletler farklıdır. Kuzey’ de Türkler yaşarken Güney’ de Rumlar ve küçük azınlık olarak Ermeniler ve Marunitler yaşamaktadır. Türkler Türkçe konuşurken, Rumlar Yunanca konuşmaktadırlar, Türkler Müslümanken Rumlar Hıristiyandırlar, nihayet birleşecek 2 devletin topraklarında yaşayan 2 halkın kültürel özellikleri ve tarihi geçmişleri de birbirlerinden tamamen farklıdır. Dolayısıyla 2 tarafın da gönüllü olarak rızalarına dayanmayacak zoraki bir anlaşma ancak geçici olacak ve kısa zamanda 2 toplum arasında yeniden sürtüşmeler başlayabilecektir. Daha da önemlisi Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin % 75’ inin bulunduğu Orta - Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde sabit bir uçak gemisi fonksiyonu gören Kıbrıs adası üzerinde tarihi hak ve menfaatleri bulunan, ada’ da yaşayan halklarla akrabalık ilişkisi olan ve 1959 tarihinde imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla garantör ülkeler olarak kabul edilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde hakimiyet hakları bulunan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ nin de Almanya’nın birleşmesindeki 2+4 Antlaşmasına benzer şekilde 2+3 Antlaşması ile Kıbrıs adası toprakları üzerindeki egemenlik hakları 1960 Antlaşmasına göre kısmen değiştirilerek devam ettirilmelidir. Kıbrıs’ta 2 toplum arasında sürekli ve kalıcı bir barış ancak “AB” çatısı altında bir birleşmeyle gerçekleşebilir. Bilindiği gibi AB’ nin kendisi bir “Barış” Projesidir. Almanya ve Fransa tarih boyunca sürekli savaşmışlar ancak AB bünyesinde uluslarüstü bir egemenliğin altında birleşmeleri sonucu bugün barış ve refah içerisinde birlikte yaşamaktadırlar. Ancak Kıbrıs’ ta ki 2 toplumun ve 2 devletin AB çatısı altında birleştirilmesinde dikkat etmemiz gereken çok önemli hususlar vardır. Soruna taraf olan Kıbrıs, Yunanistan ve İngiltere AB üyesiyken diğer taraf Türkiye AB’ ye tam üye değildir. Ancak AB ile GB-Gümrük Birliği oluşturmuştur. AB, tam üyeler arasında üretim faktörleri olan a) Mallar b) Kişiler c) Sermaye ve d) Hizmetler’ in serbest olarak dolaştığı iktisadi ve siyasi bir entegrasyonken, GB sadece sanayi mallarının taraf ülkeler arasında serbest dolaşımına dayanan uluslararası bir ekonomik işbirliği anlaşmasıdır. Eğer Birleşme anlaşmasına gerekli özel hükümler konulmazsa Birleşmeden sonra Türkiye ve Federal Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye’ li Türklerle Kıbrıs’ lı Türkler arasındaki ekonomik, ticari ve kültürel ve siyasi ilişkiler çok olumsuz biçimde etkilenecektir. Oluşturulmasına çalışılan Birleşik Kıbrıs Federasyonu’ nun kurucu Kıbrıs Türk Federe Devleti topraklarına Türkiye AB’ ye tam üye olana kadar veya en az 10 yıl süreyle derogasyonlar yani geçici istisnalar konulmalıdır. Polonya ve Malta 1 Mayıs 2004’ te AB’ye tam üye olurken serbest dolaşım konusunda derogasyonlar talep etmişlerdir. Bugün Polonya’nın batı toprakları 2. Dünya Savaşından sonra Almanya’dan alınarak Polonya’ya verilmiştir. Buralarda yaşayan 6 milyon Alman, Almanya’ya gönderilmiştir. Polonya’nın AB’ye girmesiyle serbest dolaşım ve yerleşim hakkından faydalanacak birkaç milyon Alman bu topraklara yerleşirse Polonyalılar bu bölgelerde azınlıkta kalacaklardı. Keza Malta’ nın nüfusu yaklaşık 400 bindir. Ülkenin ana dili olan Matlaca unutulmuş olup nüfusun tamamına yakını İngilizce konuşmaktadır. Katolik olan ve kendine özel mezhebi, dili ve kültürü olmayan Malta’ya yarım milyon Katolik İtalyan veya Fransız yerleşse Malta’ da kendine özgü hiçbir kültürel özellik kalmayacaktır. Onun için Malta AB’ ye tam üye olurken 10 yıl süreyle Malta’ ya AB vatandaşlarının serbest yerleşimin engellenmesi talebi AB tarafından kabul edilmiştir. Zamanında Polonya ve Malta için serbest yerleşme hakkından istisna tanındığı gibi Kuzey Kıbrıs ‘ a da AB üyesi ülke vatandaşlarının serbest yerleşimi Türkiye AB’ ye tam üye olana kadar askıya alınmalıdır. 2. bir derogasyon olarak oluşturulacak Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sadece Federe Kıbrıs Türk Devletinin ECO ( Ekonomik İşbirliği Örgütü ) – KEİT ve İİT’ ( İslam İşbirliği Teşkilatı )’ na katılmasına izin verilmelidir. Gümrük Birliği Antlaşması GB’ ye taraf olan ülkelerin tek başlarına 3. bir ülke veya uluslararası örgütle Serbest Ticaret Antlaşması veya GB oluşturmasını yasaklarken ve bütün GB’ ye taraf ülkelerin 3. ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi, Ortak Ticaret Politikası ve Ortak Rekabet Politikası uygulaması şartını koyarken Türkiye ile 1970 yılında imzalanan “Katma Protokol” e ve 1995’ te imzalanan “Gümrük Birliği Antlaşması” nda Türkiye’ nin eski adı RCD Türkiye-İran-Pakistan arasında kurulan Kalkınma için Bölgesel İşbirliği Teşkilatı olan ECO Türkiye – İran – Pakistan - Azerbaycan-Türkmenistan – Kazakistan – Özbekistan – Tacikistan - Kırgızistan ve Afganistan’ın tam üye KKTC’ nin gözlemci üye olduğu İktisadi İşbirliği Örgütü kapsamında üye ülkelere yapacağı “Gümrük İndirimleri” nin AB ile mevcut GB’ ye engel teşkil etmeyeceği şeklinde madde konulmuştur. Bu istisnai maddelerle AB ülkelerinin Türkiye üzerinden ECO üyelerine “sanayi mallarını” gümrüksüz satabilmeleri ve İran-Azerbaycan-Kazakistan gibi petrol ve doğalgaz zengini ülkelerle Türkmenistan ve Kırgızistan gibi pamuk ve tarım ürünleri ihracatçısı ülkelerin “hammaddelerini” ucuz ve kesintisiz olarak tedarik edebilme olanağı sağlamayı planlamışlardır. Türkiye için AB’ nin lehine konulan bu istisnai maddeler KKTC yerine kurulması planlanan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ nin Kurucu ortağı Türk Devletine de uygulanması için 2+3 Antlaşmasına özel bir hüküm konulmalıdır. Bugün uluslararası ilişkiler ağırlıklı olarak ekonomik ve ticari ilişkilerdir. 1648 Westfelia Barış Antlaşmasından sonra uluslararası hukuk literatürüne dahil olan; bir ülkede yaşayan insanlar üzerindeki en üst otorite olan “Egemen Devlet“ ler arasındaki ilişkiler yüzyıllar boyu “siyasi” ilişkiler olmuşlardır. Ancak 2 kutuplu sistemin çökmesi ve “Küreselleşme” yle birlikte egemen devletlerarası ilişkiler ağırlıklı olarak “ekonomik” ve “ticari” ilişkiler haline gelmiştir. Dünya’da; Ronald Reagan, Margaret Thacher ve Jacques Chirac’ la sembolize edilen ülkemizde Turgut Özal’ la başlayan uygulamayla Bir devlet adamı başka bir ülkeye resmi ziyarette bulunurken birkaç diplomatın dışında çok sayıda işadamını da beraber götürerek 2 ülke arasında her iki tarafın da kazandığı siyasi anlaşmaların yanı sıra ekonomik ve ticari işbirlikleri ve anlaşmalar da yapmaktadırlar. Günümüzde ülkeler arasında siyasi ihtilaflar da askeri-siyasi tedbirlerden çok ekonomik ve ticari yaptırımlarla çözümlenmeye çalışılmaktadır. Saddam zamanında Irak’ a, Kaddafi zamanında Libya’ya, atom bombası yapma niyetinde olan İran’ a Gürcistan ve Kırım’ ı işgal eden ve Kırım’ı daha sonra ilhak eden Putin Rusya’sına ve atom bombası yapma teşebbüslerini sürdüren Kuzey Kore’ ye ile Beşer Esad yönetimindeki Suriye’ ye karşı uluslararası ekonomik ve ticari yaptırımlar uygulanmış ve uygulanmaktadır. Böylece uluslararası ticarete katılamayan, mallarını satamayan ve ihtiyacı olan hammadde ve diğer zaruri nihai tüketim mallarını ithal edemeyen uluslararası para transferleri kısıtlanan, yurtdışındaki mal varlıkları dondurulan ülkeler büyük ekonomik ve sosyal sıkıntılar çekmekte, ve sonunda uluslararası toplumla uzlaşmak zorunda kalmaktadırlar. Sonuç olarak Kıbrıs’ta AB çatısı altında bir anlaşma ve adadaki 2 toplum ve devletin kısmen egemenliklerini muhafaza ettikleri “Federal” bir yapıda birleşmeleri hem büyük ekonomik zorluklar çeken GKRY hem de uluslar arası haksız ve hukuksuz ambargolara yıllardır maruz kalan KKTC’ nin hızla kalkınmasına, Türk ve Rum halklarının refah düzeylerinin çok artmasına, adanın doğusunda çıkan doğal gaz ve batısında rezervleri keşfedilen ancak henüz üretime ve işletmeye alınamayan hidrokarbon kaynaklarının Avrupa’ya sürekli olarak istikrarlı ve öngörülebilir bir fiyattan ihraç edilebilmesine imkan verecektir. Bu durum AB’ yi petrol bakımından Arap ülkelerine, doğal gaz bakımından da Rusya’ ya bağımlılıktan kurtaracak, Avrupa’ nın enerji arz güvenliğini garantiye alacaktır. Yıllık toplam GSMH sı 4 milyar dolar civarında olan KKTC’ nin bulunduğu Kuzey Kıbrıs bölgesine en az 20 milyar dolarlık yabancı sermaye yatırımı gelmesi beklenmektedir Bütün bu olumlu gelişmelerin Türkiye’ ye yararı da Yunanistan’ ın AB’ ye tam üye olduğu 1981’ den beri Kıbrıs meselesi yüzünden AB’ nin Türkiye’ye yapacağı mali yardımları ve Türkiye-AB arasındaki en üst karar organı olan Ortaklık Konseyi toplantılarını bloke etmesinin önlenecek olmasıdır. Ayrıca Aralık 2006’ da AB Konseyi’ nin Türkiye’ nin GB’ ni GKRY’ ne teşmil etmemesi nedeniyle 8 müzakere başlığını askıya alması, açılmış olan müzakere başlıklarının da kapatılmaması kararı da kaldırılacaktır. Böylece Türkiye AB tam üyelik müzakereleri büyük ivme kazanacaktır. DMW-Uluslararası Diplomatlar Birliği, EBCA-Avrupa İşadamları Kulübü ve GAÜ-Girne Amerikan Üniversitesi’ nin 28 Kasım 2015’ te KKTC’ de düzenledikleri “BARIŞA GİDEN YOLDA KIBRIS ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ VE YATIRIM” Zirvesi; Kıbrıs Türk Toplumunun uluslararası entegrasyonlara katılması ve Kuzey Kıbrıs’ a büyük miktarda yatırım gelmesine vesile olacağı için fevkalade yararlı olmuştur. Sonuç olarak uluslararası ticaretin ve karşılıklı ekonomik bağımlılığın olduğu yerde “Savaş” olmaz, “Barış”, refah ve zenginlik olur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5