Bu hafta size yine sıra dışı bir grup ve değişik bir müzik aletinden bahsetmek istiyorum. The Tiger Lilies… 

Geçenlerde İstanbul İş Sanat’ta konserleri vardı. Bir önceki yazımda enstrüman çalanları gözlemlemiştim, bu sefer “Grubu dinlemeye kimler geldi?” diye gereksiz bir merak içindeydim… Konser sırasında karanlık salon hafifçe her aydınlandığında, gözlerim izleyicilere kayıyordu. Konsere gelenlerin pek çoğu orta yaş ve üstüydü. Şarkılara eşlik etmelerinden anladığım kadarıyla, konserde grubun sıkı takipçisi olduğu belli olan yabancılar da vardı. Konser sonrası grup, seyircilerin yanına geldi ve siyah şapkalı beyaz makyajlı grup üyeleri ile seyirciler hatıra fotoğrafları çektirdi. 



Grubun müziğinin ve tarzının tanımlaması zor olduğu gibi, makyaj ve sahne kostümleri de bana, Katya’nın Yazı kitabındaki panayır yerlerini hatırlatıyor. Lunapark gibi bir grup olduklarını söyleyebilirim. Tarzları genellikle punk kabare veya brechtian blues olarak tanımlanan ama aslında daha çok kendine özgü bir müzik türü…  Sahnede otuz yılı devirmiş The Tiger Lilies grubunu 2013 yılında tanıdım. Thousand Violins adlı şarkılarını epey sevmiştim. Diğer şarkılarının aksine romantik bir vals müziğidir.



Grubun kurucusu, solisti ve söz yazarı Martyn Jacques, kastrato vokaller gibi söylüyor şarkılarını. Kastratoyu; kadın sesine benzeyen tiz bir erkek sesi olarak anlatmak mümkün. Kastratoları özellikle 18. yy. müziğinde ve operasında dinleyebilirsiniz. Farinelli, türün en bilindik örneklerinden... Ertuğrul Özkök’ün de bir yazısında anlattığı gibi, “Castrato'nun hazin bir hikáyesi var. Ortaçağ'da, sesi çok güzel çocuklar, ergenlik çağında bu güzel çocuksu, kadınsı sesi kaybetmemeleri için hadım edilirmiş.”

The Tiger Lilies albümlerinin belirgin enstrümanı, akordeon olmakla birlikte müziklerinde çok farklı enstrümanları bir arada kullanıyorlar. Bu nedenle kimi yazılarda, ‘3 adam 11 enstrüman’ olarak da tanımlanmışlar. Ukulele, piyano gibi aletleri de değiştirerek çalıyorlar. Son İstanbul konserinde ise, sahnede çaldıkları enstrümanlar; tahta bir testere ve ne olduğunu anlamakta güçlük çektiğim bir çalgı idi.  Şöyle anlatayım, sahnede 3 kişi var. İkisini ve çaldıkları aletleri görebiliyorum. Ancak bir tanesi var ki iki elini orkestra şefi gibi hareket ettirerek bir şeyler yapıyor. “Görünmeyen ince bir ipe dokunuyor herhalde” diye düşünüyorum. Sahne karanlık ondan ya da miyop olduğumdan mıdır bilemiyorum sesleri çıkaran aleti bir türlü göremiyorum. Teatral görüntüler oluşturan grup, bana göre tuhaf enstrümanları ile sahneyi sihirli bir atmosfer ile dolduruyor. Merakla izletiyorlar kendilerini. Ayrıca grup üyelerinden birisinde maymun maskesi var ve konserin sonlarına doğru güçlü alkış alan bir davul şov yapıyor… Ben şu göremediğim müzik aletini düşünmekle meşgulüm. Konser bitince ne olduğunu öğrenmem lazım. Adı ‘theremin’miş.  Bu çalgıyı ilk defa bu konserde gördüm. Daha önce ülkemizde, “Yetenek Sizsiniz” programına çıkan bir genç sayesinde biraz tanınmış. Ben de bu bilgiyi, konserden sonra aleti araştırırken tesadüfen buldum. Belki programı izlemiş veya bazı klasik müzik konserlerinde denk gelerek öğrenmiş olabilirsiniz.

 

Dünyanın dokunmadan çalınan ilk elektronik müzik aleti

Teremin, alışılmadık sesini havadaki manyetik dalgaların yönlendirilmesi ile oluşturuyor. İki anten arasında duran sanatçı, ellerini hareket ettirerek ve parmakları ile ezgiyi yakalayarak önündeki alete hiç dokunmadan etkileyici sesler çıkmasını sağlıyor. Bu enteresan sesin daha çok bilim-kurgu, gerilim ya da korku filmlerinde kullanıldığını da ekleyeyim. Teremin sesini pek çok filmde duymuş olmanız mümkün. Rus Fizik Profesörü Leon Theremin tarafından bulunan ve temassız çalınan alet, dünyanın ilk elektronik müzik aletlerinden birisi olarak da kabul ediliyor. Kulağa ilaç ismi gibi gelen tereminin orijinal adı, Termenvox’muş. İlaç ismi gibi derken şunu da söylemeden geçmeyeyim… Metal alerjisi olanlar için gerçekten bir tür çare... (Az önce bahsettiğim genç, gitar tellerine olan alerjisi (krom, nikel hassasiyeti) nedeniyle parmaklarında ve derisinde sıkıntılar yaşıyormuş. Bu müzik aleti ile tanışıncadır ki müzik kariyeri devam edebilmiş.) Ancak çalmanın kolay olduğu söylenemez. Dünyada teremini hakkıyla çalabilen az sayıda kişi olduğu söyleniyor.

İngiltere’de 1989 yılında kuruldukları günden bu güne çok farklı konsept albümlere imza atan ve dünya turneleri yapan grup, daha önce İstanbul’da Salon İKSV’de ve Zorlu Drama Sahnesi’nde de performans sergilemiş.  The Tiger Lilies, TRT’de yayınlanan Leyla ile Mecnun dizisinde çok kez adı geçen müzisyen Tom Waits’in de en sevdiği gruplardan birisiymiş. Hatta şöyle bir söylemleri var: “Ünlü değiliz ama hayranlarımız ünlü!”. Grup genellikle hikayelerin müziğini yapıyor. Örneğin Edgar Allan Poe’nun Perili Köşk’üne albüm yapmaları veya Kibritçi Kız Masalı’nın müziğini yapmaları gibi… E haliyle alışılmadık özellikleri ile dikkat çeken teremin de bu gruba yakışıyor tabii.
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5