banner25

Gelişmekte olan ülkelerin kendi özgü kültür, tarihleri ve inançları var. Bu değerler ne olursa olsun bu kategoride yer alan ülkelerin benzer ortak noktaları Batıyı örnek almalarıdır. Batının daha çok kültürünü örnek alan bu ülkeler ayrıca Batının ekonomisini de örnek almaya başladır. Batının ekonomisini örnek alan ülkeler Çin ekonomisinin gelişmesi karşısında tutuklu kaldılar. Uzun yıllar Çin ekonomisini ciddiye almayan ülkeler, Batı ekonomisinin bazı dönemlerde durağan ve krize karşı çözümsüz kalması ayrıca ortaya çıkan çok sayıda sorunun uzun süreli olumsuz etkileri sonucu Çin ekonomisini örnek almaları yönündeki geç kalmış adımları beklentilere cevap vermediği için açıkça bir melez ekonomi modelini uygulamaktan öteye adım atamadılar.

Türkiye ekonomisi Avrupa, Amerika ve Çin ekonomisine karşı stratejik bir duruş sergiledi. Dış ticareti ile her üç bölgede önemli başarılar elde etti. Ancak Türkiye bu gün güçlü bir ekonomiye sahip bir ülke olarak 40 yıl önce Çin benzeri bir ekonomik modeli ile ekonomi lideri ülkeler arasında yer alabilirdi. Diğer ülkeler gibi Türkiye’de Çin ekonomisinin üretim modelini geç benimseyen ülkeler arasında yer almakla beraber, özellikle 2001 ekonomi krizinden sonra Çin ve Japonya ile ticari ilişkilerine önem vermiştir.

Bu gün salgının kaynağı olan Çin, 2015 yılında Amerika ekonomisine fark atarak dünyanın en büyük ekonomisi oldu. Kısa sürede dünyada dengeleri alt üst eden Çin’in ekonomik başarısını anlamak için kısa bir geçmişine göz atmak gerekiyor. Çin mi dünyaya uyum sağlayacak yoksa dünya mı Çin’e uyum sağlayacak?  Bu soru bağlamında Türkiye’nin durumunu analiz etmek daha yerinde olacaktır.

12 Eylül 1980’de Türkiye’de askeri darbe gerçekleştiği süreçte Çin ekonomisi ile Türkiye ekonomisi dünya ekonomisi içinde benzer bir büyüklükte iki ülke iken, Çin 40 yıl içinde her yıl yaklaşık yüzde 9 oranında büyüme göstermiş ve dünya ekonomisinde lider ülke olmuştur. Bu darbe Türkiye ekonomisi bulunduğu noktadan en az on yıl geriye götürmüştür. Türkiye ekonomisinin 1980 yılından sonra dışa açılma süreci ile gelişmeye başlaması geç kalınmış bir adımdır.

Bu gün dünyanın en büyük ihracatçısı ve dünyanın en büyük ikinci ithalatçısı olan Çin, ayrıca en fazla yabancı sermaye çeken ülkelerden biridir. Çin’in yer aldığı başarı listesi sadece ihracat, ithalat veya yabancı sermayeye ev sahipliği yapmak değil, Çin dünyanın en büyük döviz rezervlerine de sahip bir ülkedir.

Çin, en büyük otomobil üreticisi, en büyük televizyon üreticisi, demir çelik üretiminde de söz sahibi bir ülkedir. Dünyanın en kalabalık ülkesi ve teknoloji üssü olması nedeni ile dünyada en çok internet kullanıcılarına sahip olan Çin, lüks tüketim mallarının üretimi ile çılgın tüketimin önemli coğrafyası durumundadır.

Amacımız Çin’den övgü ile söz etmek değildir. Ayrıca, Çin ile ilgili bilinen bilgileri burada kullanarak bilgi tekrarı yapmak da değildir. Amaç, 40 yıl önce Türkiye ile benzer bir ekonomik görünüm sergileyen Çin’in kısa sürede Amerika ekonomisinin önüne geçmesi, buna karşılık Türkiye’nin bu 40 yıllık süreçte benzer bir gelişmeyi gerçekleştiremediği gerçeğini analiz etmektir. Benzer şeklide 1970’li yıllarda Japonya henüz gelişmekte olan bir ülke durumunda gelişme ve kalkınma yolları ararken Türkiye ile benzerlikler yaşamıştır. Japonya, Çin gibi kısa sürede dünyada en güçlü ekonomiler arasında yer almıştır. Çin ve Japonya modellerinden hareket ile Türkiye’nin 1970 ve 1980 yıllarındaki mevcut koşulları, Türkiye’nin gelişmesini açıkça engellediği görülmektedir. Türkiye’nin kalkınmasını engelleyen ekonomik ve politik gelişmelerin varlığı Çin ve Japonya’da da ülke koşullarında kendine özgü şekilde görülmesine rağmen,  çok fazla olumsuz etkiler yaratmamıştır.

Çin’in büyüme oranlarına karşılık Türkiye, bazı yıllarda benzer şekilde büyüme göstermesine rağmen 40 yıllık süreçte istikrarlı bir büyüme gösterememiştir. Özellikle 2001 krizi ve öncesinde yüksek seyreden enflasyon, faiz oranları ve birbirini takip eden devalüasyonlar Türkiye’nin gelişmesine set çekmiştir. Benzer şekilde İMF’nin Türkiye ekonomisine yönelik uzun yıllar devam politikaları yapıcı rol oynamamıştır.

Türkiye’de bilimsel ve teknolojik gelişmelerin geçmişi çok fazla değil. 12 Eylül 1980 Askeri Darbe ’den sonra kurulan Turgut Özal tarafından kurulan hükümetin dışa açık ekonomi politikaları ile dışa açılan Türkiye, bu açılımı aslında Çin ile aynı süreçte başlamıştır. Çin o süreçte baskıcı bir yönetimin etkisinde iken, Türkiye devletçi politikaların baskın olduğu bir ekonomik model benimsemişti. Benzer şekilde Japonya 1970 yılında böyle bir açılım yapmıştı 

Çin’in 40 yıl içinde yâda Japonya’nın ise 50 yıl içinde hızlı büyümesi, Çin’in dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülke, Japonya’nın ise en gelişmiş güçlü ekonomiye sahip birkaç ülke arasında yer almasını, model olarak bilimsel bir disiplin içinde analiz edecek özel ve kamu kurumları yeterli şekilde oluşturulamamıştır. Oluşturulan bazı kurumlar ise zamanında oluşturulamamış yâda etkisiz kalmıştır. Çin ekonomisinin üniversitelerde ders olarak okutulması, Çin dilinin yabancı dillerde eğitim veren fakültelerde bölüm olarak açılması, Çin Dili ve Edebiyatı’nın Türkiye toplumu ile yakınlaştırılmamasının mantıklı sebeplerini açıklamak için yeterince gerekçe üretilmemiştir. Türkiye’de uzun yıllar Çin rejimi ile Rusya rejimine benzer şekilde politik uzaklaşma tercih edilmiştir. Bu yaklaşım, Çin ekonomisine uzak kalmada etkili olmuştur. Aynı şekilde Rusya ile olan uzaklaşma da benzer politik soğukluk dikkat çekmektedir.

Son 15 yılda hem Çin hem de Rusya ile önemli ticaret anlaşmaları yapılmaktadır. Karşılıklı ticaretin yaygınlaşması ile başlayan süreçten günümüze kadar Türkiye olarak Çin yeni yeni anlaşılmaya başladı. Çin’i anlamak çok yeni. Çin’i anlamak sadece Çin ile daha fazla ticaret yapmak değildir. Çin’i anlamak, üniversitelerde ekonomi bölümlerinde ders içeriklerinde ve dil okullarında Çin Dili’nde daha fazla Çin’i okumak ve anlamak gerekiyor. Bu gün ekonomi literatüründe ve diğer toplumsal literatürde Çin dili ile yazılan eserlerin sayısı çok nadir, buna karşılık olarak İngilizce ’de binlerce eser ortaya çıkmaktadır. İngilizce dünyanın ortak dili olmasından kaynaklanan bu yoğunluk normal olabilir ancak dünyanın en büyük otomobil üreticisi, en büyük televizyon üreticisi, demir çelik üretiminde de söz sahibi ülkenin, yani Çin’in, ayrıca dünyanın en kalabalık ülkesi ve teknoloji üssü olması ve en çok internet kullanıcılarına sahip olması ve Türkiye’nin dış ticaretinde önemli bir yeri olması Türkiye’de Çin’i anlamak için yeterli gerekçeler olacaktır.

1980’li yılların başında hızla büyüyen Çin ekonomisi modelini kaçıran Türkiye, 196o yıllarında Asya Kaplanları arasında yer alan Kore, Hong Kong, Singapur ve Japonya gibi ülkelerin büyüme modellerinden yeterli şekilde yararlanmıştır.  Bu gün Türkiye ekonomisi salgının kaynağı olan Çin’in büyüme modelini örnek alarak kendi koşullarında bir büyüme başarısı göstererek kısa sürede dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer alabilir. Türkiye kaynakları, üretim sistemleri, özel sektörü ve işgücü ile gelecek 10 yıllık süreçte yeni bir Çin, yâda yeni bir Japonya veya Kore ekonomisi yaratabilir. Salgın sürecinde Türkiye ekonomisinde meydana gelen değişimler ve mevcut alt yapının dayanaklılığı bu başarıya açıkça işaret etmektedir. Ortadoğu’da potansiyel iş gücü ve diğer bölgesel avantajlara sahip Türkiye, Çin gibi bir üretim üssü olabilecek her kaynağı ve her üretim faktörünü barındırmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1