banner25

Birleşmiş Milletler, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini belirlerken sağlık, istihdam, ekonomi, toplumsal eşitlik ve çevresel sorunlar gibi ele alınabilecek ne kadar sosyal sorun varsa hepsini dikkate almaya çalışmıştır. Günümüzde artık piyasalarda var olan rakip ürün ya da hizmetlere görece rekabet avantajı elde etmek için gereken başarılı işletme stratejilerini geliştirmek; ürün geliştirme ve pazarlama süreçlerinde Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ne ölçüde önem verildiğine bağlı olacaktır. Örneğin, firmalar marka stratejilerini belirlerken, bu hedefleri ne kadar benimsediklerini ön plana çıkarabilir ve ne kadar tüketicileri bu yönde duyarlı olduklarına ikna edebilirlerse;  o ölçüde uzun vadede piyasada markalarını tutundurabileceklerdir. Aksi takdirde geçmişte tüketiciler tarafından çok ilgi gören ve tercih edilen markaların; salgınla değişen tüketici ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda aniden itibar kaybetme ve dolayısıyla markaların piyasadan silinme ihtimalleri bulunmaktadır.   

Küreselleşme ve sınırları kaldıran uluslararası ticari faaliyetler; toplumları adeta birer tüketim toplumu haline getirmiştir.  Özellikle son 20 senedir ileri teknolojide yaşanan gelişmelerle her şeyin daha ulaşılabilir olması,  Amazon vb. e-ticaret sitelerindeki artış ve özellikle Uzak Doğu'dan transfer edilen düşük fiyatlı ürünlere erişim ile birlikte insanlar yarını düşünmeden sadece tüketme eğilimindedir ve ne yazık ki çılgınca alışverişten başka bir şey düşünemez hale gelmişlerdir.

COVID-19 salgınıyla ise tüketime olan bu eğilim gözle görülür derecede azalmaya başlamıştır.  İnsanlar gerek yaşadıkları ekonomik sıkıntılar gerekse sağlık ile ilgili endişelerinden kaynaklı, tüketim konusunda daha bilinçlenmiş ve ihtiyaçlarına yönelik alışveriş yapma eğilimi göstermeye başlamışlardır. Yani tüketici bilincinin artmasıyla akıllı alışveriş olarak tabir edilen alışveriş kültürü yaygınlaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla böyle bir dönemde; bir ürün ya da hizmete ait bir markanın sürdürülebilirlik konusuna odaklanması ve sürdürülebilirliği önemsediğini tüketicisine hissettirmesi, o marka hakkındaki algıların kolayca olumlu olmasına yardımcı olacaktır. Böylece markaya ait ürün ve hizmetlere rağbet artacak ve marka rakiplerine kıyasla daha tercih edilir olacaktır. Markanın insan sağlığına verdiği değer, çevreyi koruma ile ilgili sergilediği tutum ve şirketin sürdürülebilirlik temalı geliştireceği misyon ve vizyon içinde bulunulan bu salgın döneminde artık şirket markalama stratejilerinin ilk odağı olmalıdır. 

Öte yandan, şirketler markanın pazardaki konumunu esneterek daha geniş pazarlara yayılmacı bir pazarlama stratejisi uygulamalıdır. Yani firmalar daha geniş ve kapsamlı bir vizyon oluşturmalı ve böylece çevreye duyarlı politikalarla yeni ufuklara keşfedilmemiş pazarlara yol almalıdır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine bağlı yayılmacı politikalar ve pazarda konumu genişletme stratejileri markaların salgınla kaybettikleri satış hacimlerini yeniden kazanmalarına ve hatta eskisinden daha çok miktarda satış gelirleri kaydetmelerine imkan tanıyacaktır.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ışığında oluşturulan işletme stratejileri sadece geçmişte doğaya verilen zararın telafisini mümkün kılmaz. Aynı zamanda yeşil ekonomilerinde büyüyüp gelişmelerine imkan sunarak işletmelerin bir canlı organizma gibi bireylerin dışında habitatlara ve ekosisteme katkı sağlamalarına da olanak tanır. Geçmişte tamamen doğadan bağımsız hareket eden mekanik işletmelerin organik çevrenin vazgeçilmez bir parçasına dönüşmesinin önemine dikkat çeken bu bütüncül Sürdürülebilirlik Yaklaşımı; çevresel iyileşmeleri sağlamanın önemli bir aracı olarak organik işletmeleri yeşil ekosistemde giderek daha vazgeçilmez bir noktaya taşımaktadır.

Peki, genellikle yeşil ekonomilerden kaçınan işletmelerin çoğunun bu tutumu finansal bir takım kaygılardan dolayı sergilediklerini biliyor muydunuz? Eminim pek çoğunuz bundan haberdar. Fakat artık finansal endişelerine rağmen işletmelerin Sürdürülebilirlik kervanına katılmaları için yabana atamayacakları iyi bir neden var. Bu neden sayesinde yeşil ekonomilerin yapıtaşı organik işletmelerin hızla oluşması an meselesi. Nedir bu neden? Tabi ki, Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun (2020) çok değil kısa süre önce sürdürülebilir iş modellerinin değeri üzerine yaptığı araştırma bulguları.  

Eğer işletmeler çok değil 10 sene içinde Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine uygun davranarak örgüt yapılarını ve stratejilerini dönüştürerek daha organik yapılar haline gelirlerse; kısa vadede aşırı ölçüde yüksek maliyete katlanıyor gibi görünseler de, uzun vadede yüksek seviyede getiriler elde edeceklerdir. Çünkü maksimum 10 yıl sonra sadece Amerika için sürdürülebilir iş modellerinin öngörülen değeri 15 trilyon doları bulacak ve üstelik yeşil ekonomiler istihdam artışı gibi ekonomik fırsatların da önünü açacaktır.  Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun araştırmalarına göre (2020); Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine uyum gösterilmesi halinde en çok 10 yıllık zaman diliminde, salgından önce öngörülenden daha çok kişiye (yaklaşık 400 milyon daha fazla kişiye) istihdam sağlanabilecektir.

Kısıtlı enerji kaynakları başta olmak üzere doğal kaynakların tükenmesi ve dünya çapında ekonomilerin çevre dostu işletmelere az da olsa özel sübvansiyonlar vermeye başlaması nedeniyle, birçok firma çevreye daha duyarlı stratejiler geliştirmeye odaklanmıştır. Fakat bu yönelme hala istenilen seviyede değildir; Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin işletmelerde uygulanması hususunda hala işletmelerdeki sürdürülebilir dönüşüm ve organik yapılara geçiş süreçleri oldukça yavaştır.

Daha yeşil ve sürdürülebilir bir dünya için ekonomilerin bireyler ve işletmelerden oluşan organik ve mekanik tüm mekanizmaları birbirine kenetlenmeli ve tek bir amaç uğruna ortak hareket etmelidir. Şüphesiz gelecek nesillere daha sağlıklı ve temiz bir dünya bırakmaya odaklanarak belirlenecek bu ortak amacın Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde şekillendirilmesi atılacak en doğru adımdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1